haftanın eğlencesi…kristalli kovuk (geode)

bu hafta çok keyifli ama çok kolay olan ufak bir sanat çalışması yaptık.  sadece beş malzeme kullanarak rengarenk kristalli kovuklar yapmayı öğrendik.  takip ettiğim bir sanat sitesinde ilk gördüğümde biraz gözüm korkmuştu- bir sürü malzeme ve özellikle boya gerekeceğini düşünmüştüm ve kendi kendime bunu kızlarla yapmak için bayağı bir vakit ayırmam gerekecek demiştim.  fakat o kadar kolaymış ki, hafta sonu teknedeyken bir büyükler sabah kahvesi içerken masanın bir köşesinde kızlar oturup kristalli kovuklarını yapabildiler.

nasıl yapıldıklarına girmeden kısaca kristalli kovukların ne olduğunu da anlatmak istiyorum.  İngilizcesi geode olan bu taşlar esasında çok ilginç.  dışarıdan bakınca sadece pütürlü gri (ve biraz çirkin) bir taşa benziyorlar.  ama kırılınca, ki düzgün kırmak için özel bir makine bile var, içlerinde değişik renklerde şahane kristal yapılar ortaya çıkıyor.

geode 2

yazın kızlarla amerika’dayken en büyük eğlencelerimizden biri dağlarda yer alan madenlerden çıkmış atık topraklarda bu tarz taşlar aramak.  biraz turistik olsa da böyle merkezler var, gidiyorsunuz ve size bir kova toprak, kürek ve ele veriyorlar.  akan suluklar içerisinde toprakları eleyip içinden çıkan taşları tanımaya çalışıyorsunuz.  değerli olan ve beğendiklerinizi saklayabiliyorsunuz.  her seferinde en az bir tane kristalli kovuk çıkıyor- oradaki özel makinada kırıyorsunuz ve eve ekstra enteresan bir hatırayla dönüyorsunuz.

biz ise bu hafta hem biraz nostaljik olsun diye hem de biraz hayatımıza renk gelsin diye kendi kâğıt geodelarımızı yarattık. birkaç gün buzdolabının üzerinde sergiledikten sonra katılacağımız doğum günü partilerinde tebrik kartı olarak kullanmayı planlıyorum…

malzeme:

A5 boyunda kesilmiş beyaz kağıtlar

yıkanabilir renkli tükenmez kalemler

orta boy sulu boya fırçası ve bir bardak su

küçük simli uhular

tarif:

kullanmak istediğiniz 3-4 renk tükenmez kalem seçin

kâğıdın ortasında başlayarak dışına kadar seçtiğiniz renklerle giderek büyüyen ovaller çizin

sadece su kullanarak fırça ile boyaları üzerinde geçip renklerin akmasına izin verin

akan renkler yavaş yavaş karışacaktır, istediğiniz kadar karışmalarına da izin verin

ovallerin çoğu soyutlaştıktan sonra renkli simli uhular ile ekstra ovaller çizin, bunları da parmağınız veya fırçanız ile azıcık dağıtmak güzel oluyor

 

haftanın keyfi…fırınlanmış şeftalili chia tohumu puding

bu hafta hiç beklenmedik bir şekilde yaz hızla sona erdi ve arkasına bakmadan bizi kış ile baş başa bıraktı…son baharı çok severim, umarım son baharı yaşamadan kışa geçmiş olmayız!

havalar tam bozmadan önce pazardan son bir iki kilo şeftali almıştım. biraz sert olmalarına rağmen son bir yaz tadımız da olsun diye almıştım, dün baktım ki tam istediğim kıvama gelmişler, hemen keyifli bir şeyler yapmak için işe koyuldum.

nasıl bir şey yapayım diye düşünürken fark ettim ki kızlar yoğunluktan pek fazla akşam üstü saatlerinde evde olmuyorlar.  bu nedenle kek veya kurabiye yapmak yerine kahvaltıda yenilebilecek özel bir şey yapmak daha mantıklı geldi…bu nedenle asya’nın son zamanlarda keşif ettiği ve keyifle tükettiği chia tohumlu puding dememeye karar verdim.

çok az şekerin kullanıldığı ve bol badem ve chia tohumu içeren bu tarif ile hem karnı doyacak hem de gün boyunca kan şekeri çok oynamayacaktır.  küçük kavanozda olduğu için de geç kalktığı günler rahatlıkla arabada giderken de yiyebilecek!

 

malzeme:

2 adet şeftali

2 yemek kaşığı hindistan cevizi şekeri

2 yemek kaşığı hindistan cevizi yağı

350 ml taze organik badem sütü

½ su bardağı çiğ badem

2 adet natürel kuru kayısı

3 ufak parça taze zencefil

6 yemek kaşığı chia tohumu

 

tarif:

bademleri en az iki saat boyunca suda bekletin- sonra suyunu tamamen süzün

fırını 200 dereceye ısıtın

şeftalileri ay şeklinde dilimleyin ve Hindistan cevizi yağı ve şekeriyle iyice karıştırın

kabukları aşağıda olacak şekilde fırına girebilen bir kabın içine yerleştirin

zencefil parçalarını da aynı kaba koyun ve yaklaşık 35 dakika boyunca pişirin

piştikten sonra soğumasını bekleyin ve küçük küpler halinde kesip oluşan sos ile birlikte kenara ayırın

chia tohumlarını kapaklı cam kavanoza yerleştirin

badem sütünü, bademleri ve kayısıları iyice karışana kadar robottan geçirin ve chia tohumlarının üzerine dökün

5 dakika bekledikten sonra chiaları bir çatal ile iyice karıştırın

15 dakika sonra tekrar karıştırın ve kavanozu buz dolabına koyun

en az 4 saat ve chia tohumları tamamen şişene kadar bekletin

vaktiniz var ise geceden bekletmek en iyisi oluyor- ihtiyaca göre badem sütü eklenebilir

puding hazır olunca küçük kavanozlara veya kaselere ayırıp fırınlanmış şeftali karışımını üzerine koyarak servis edin…

 

 

 

bu yılın projesi…haftanın keyfi

hatırlarsanız haftanın son mücveri postunu yazarken son bahar için yeni projeler ve fikirlerimin olduğunu söylemiştim… nihayet istanbul’a donduk, okullar açıldı ve hayatımız yine kış ve okul rutinine geri dönmeye başladı. (tam rutine girdi diyemem henüz-her şey hala bana bayağı karışık geliyor ama en azından kızlar sabah evden çıkıp okula gidiyorlar, normal saatte akşam yemek yeniliyor ve normal saatte yakın bir vakitte yatılıyor!).

yeni yemek projesini tasarlarken geçen sene denemiş olduğum “haftanın mücverinden” yola çıkmaya karar verdim.  mücverleri mevsim sebzelerinden faydalanarak yapmıştım- her hafta pazardan sebze seçip, normalde mücverlerin içerisinde olmayan sebzeleri bile kullandım ve hatta protein de olsun diye çeşitli baklagiller ekleyip çok değişik mücverler ortaya çıkarmıştım.  bazı karışımlar şahane olmuştu, bazıları ise açıkçası biraz garip olmuştu! ama denemiş oldum ve gayet de eğlenceli geçti…

bu yıl ise biraz daha yaramaz, belki biraz daha az sağlıklı, bazılarımız için biraz da keyifli olarak mevsim meyvelerinden tatlı bir şeyler yapmaya karar verdim!

çocukken bizim evde çok meyve yenirdi. kışın amerika’dayken akşam yemeğinden sonra babam mutlaka mevsimde olan meyvelerden bir tabağa koyup kız kardeşim ve bana soyardı. elma kabuklarını yemeğe bayıldığım için onları direkt soyup soyup bana uzatırdı. bazen de dedemin her sene bize hediye ettiği koca bir sandık florida portakalından alıp onları soyardı- sulu sulu parmaklarımız yapış yapış olana kadar yerdik!

ama mevsim meyvesi denince esas en çok aklıma istanbul’da geçirdiğimiz yazlar gelir. normalde ailece mayıs ayının sonlarına doğru istanbul’a gelip eylül’ün ortasına kadar kalırdık… yani yaz meyvelerini en iyi zamanını yakalamış olurduk!

yazları istanbul’da olmak meyve açısından tam olarak harikaydı…bahçemizde vişne, kiraz, mürdüm eriği, incir, şeftali, dut, elma ve armut ağaçları vardı…olgunlaştıkları dönemlerde her öğünün sonunda tatlı niyetine bolca meyve yerdik, arkadaşlarımızla oynarken canımız sıkılınca ağaçları silkeleyip avuç avuç bahçede oturup da yerdik.  ellerimiz vişnelerden kıp kırmızı, dutlardan mor ve henüz tam olgunlaşmamış cevizlerden bazı sim siyah bile olurlardı.  parmaklarımızın renkleri, ağızımda eriyip giden taze meyveler, o zamanlar mevsimin dışında bir meyve bulmak neredeyse imkansızdı… kış ortasında kiraz yoktu- yaz ortasında ise hiçbir zaman greyfurt bulunmazdı!

işte bu sene bu mevsim meyvelerinin tadına tekrar varmaya çalışacağım. tarifleri olabildikçe de kızlarla birlikte yapmaya çalışacağız.  eski hatıralardan yola çıkılmış olsa da bu senenin sonunda bir çok yeni hatıramızın olacağından şimdiden eminim!

 

**yukarıdaki fotoğraftaki ayva ağacı evimizin bahçesinde yaşıyor…kızlarda benim gibi ağaçtan meyve yemenin keyifini yaşasınlar istemiştim ve iki yaz önce ayva, elma ve kiraz ağaçları dikmiştik.  2017 yazındaki büyük dolu fırtınasından sonra maalesef sadece ayva kaldı…**

bu hafta neler okuyoruz

bu postta neler okuyoruz yerine nerede okuyoruz konusunu elle aldım…size benim de çocukluğumun geçti çok özel bir kitabevini tanıştırmak istedim….malaprops bookstore and cafe

bu ay kızlarla amerika’dayız.  asya washington dc’de olan georgetown üniversitesinde üç haftalık bir kursta, alara ve alegra ise benimle birlikte doğup büyüdüğüm küçük şehirde vakit geçiriyorlar.  asheville muhteşem bir ufak şehir, hatta her sene amerika’da en iyi yaşanacak küçük şehirler listesinde yer alıyor.  blue ridge ve appalachia dağ zincirlerinin birleştiği noktanın ortasında bulunması nedeniyle her bir yanı yem yeşil ve doğal olan bir bölge.  burada vakit geçirmek, gezmek, görmek rahat ve kolay.  kompakt ama çok hareketli ve kendine has havası olan bir şehir merkezi var.  Rengarenk boyanmış ufak binalar içerisinde yerel ve organik gıdalar kullanmaya önem veren bir sürü değişik lokanta var, sanat galerileri, birbirinden keyifli mağazalar var.  hafta sonları açık hava müzik performansları ve dans gösterileri oluyor.  her yaz geldiğimizde downtown denilen bölgede vakit geçirmek bizim en çok sevdiğimiz programlardan biri.

geçen akşam üstü yine bir downtown programı yaptık ve kendimizi en çok sevdiğimiz, ve istanbul’dan takip etmeye devam ettiğimiz malaprops kitabevi ve kafe’de bulduk. içeriye girer girmez bizi kitap ve kahve kokusu karşıladı…anında kendimizi evimizde gibi hissettik.  alara hızla kasaya gidip okuma listesine yazmış olduğu kitapları sormaya başladı, alegra ise bu sene ilk defa çocuk kitapları bölümüne yönelmeyip arka tarafta doğru yer aldı.  okul senesi boyunca okumuş olduğu kitapların ve yapmış olduğu çalışmaların faydasını gören küçük kızımız artık orta sınıflar kategörisiden kitap seçmeye hazır.  alegra’nın 9-12 yaş çocuklara uygun, biraz daha uzun olan ve neredeyse görsel bulundurmayan bu kitaplara geçmiş olduğuna inanmak bana hala çok zor geliyor.  sanki daha dün kelimeleri anlamaya çalışıyordu, nasıl oldu da uzun uzun hikayeleri okuyup anlayabiliyor??

yeni kategörisinde uzun uzun bakınıp düşündükten sonra alegra kendisine üç dört tane kitap seçti.  hepsi macera kitapları ve hepsinde baş rol karakteri on yaş civarında olan bir kız çocuğu.  konulara bakınca özellikle bir tanesi bana ailemizi çok andırdı…küçük kız kalabalık bir ailenin kızı ve sürekli kendisiniden büyük olan kardeşleriyle yarışmak zorunda hissediyor.  alegra da sık sık bu duruma düşüyor ve bazen kendisini duyuracak diye ablalarını son derece rahatsız de edebiliyor doğrusu.

alara bu aralar young adult bölümünden biraz fantastik kitaplar okumayı tercih ediyor. bu tarz romanları okumak çok heyecanlı ve sürükleyici oluyor.  hikayenin heyecanı nedeniyle de nitekim hızlı okunabiliyor.  kendisine seçtiği kitaplardan o kadar keyif alıyor ki… her fırsatta kitap okuma vakti yaratmaya çalışıyor.  özellikle tatil zamanları arka arkaya bir sürü kitap bitirebiliyor!  kendisini her zaman çok iyi tanıyan bu güzel ortanca kızım üç haftalık kampa gideceği için bir sürü kitap aldık ona, tam saymadım ama sanırım 10-12 tane aldık.  bakalım, kampın son haftası ona yedek kitap göndermek zorunda kalabilirim!

neredeyse doğudu günden beri en büyük kitap kurdum olan asya ise bizimle burada olmamasına rağmen washington’dan bize malaprops siparişleri gönderdi.  o da asheville’e gelince mutlaka tekrar gideriz.  en büyük şansım bu aralar alara ile aynı tarz kitapları ve serileri tercih ediyor olması. bir taş ile iki kuş durumu oluyor açıkçası- tek problemimiz eve döndüğümüzde kitaplar kimin dolabında duracak kavgası başladı!

kendim için seçtiğim kitaplar ise genelde bu bölgede yaşayan ve buranın kültürü ve insanlarıyla alaka konuları ele alan yazarların kitapları oluyor.  north carolina’nın bu bölgenin kendine has bir kültürü ve gelenekler var.  zamanında birçok iskoç göçmenin yerleşmesi nedeniyle iskoç kültürünü de andıran tarafları da var.  her ne kadar çocukluğumu burada geçirmiş olsam da istanbul’a taşınıp da asheville’i ziyaret amaçla gelmeye başlayana kadar bu kültürün derinliğini ne anladım ne de değerini fark etmemiştim.  ilginç değil mi? bazen tam önümüzde olan bir şeyi görebilmek için bayağı uzaklaşmak gerekiyor!

dün akşamki ziyaretimiz malaprops’a ilk ziyaretimiz oldu bu yaz ama eminim ki son ziyaretimiz olmayacaktır! kütüphane havası olan bu kitap evi vakit geçirmek için harika bir mekân- belki kızlar kampa gidince ben kendim de biraz orada oturur yetişkin okuma saati ilan ederim!

haftaya neler okuyoruz ile devam edeceğim- burada birçok yeni, birbirinden keyifli çocuk kitabı bulma şansım var- hepsini paylaşmaya çalışacağım!

 

haftanın son mücveri-kabak, sarı mercimek ve dereotu

bu hafta son mücverimizi yaptık. ve böylece mevsim sebzelerinden faydalanmak ve her hafta değişik bir mücver yapmak üzere çıktığımız bir yıllık projenin sonu gelmiş oldum.  önümüzdeki son bahar için değişik planlarım var, yine tamamen glütensiz, sağlıklı, doğal ve besleyici ve tabii en önemlisi çoluk çocuk ailece keyifle yenilebilecek bir şeyler yaratmak peşindeyim…

ağustos ayı hareket halinde geçecek gibi duruyor. yediğimiz yemek, yaptığımız geziler ve yaşadığımız güzel anları paylaşmaya devam edeceğim…eylül’de okullar açılır açılmaz bu senenin yeni projesini paylaşıyor olacağım.

ama öncesinde son mevsim mücverimizin tarifini paylaşmadan konuyu kapatmak doğru olmazdı.  bu haftanın geleneksel olarak kabak ve biraz da dereotu kullandık, fakat ayrıca protein kaynağı olsun diye bol miktarda sarı mercimek kattık…. bir de iki çay kaşığı kadar köri de ekledik. önden domates çorbası içtik, sonra da mücverleri roka ile birlikte tabağa koydum…her zamanki gibi hafif ama doyurucu bir akşam yemeği oldu.

malzeme:

2 adet rendelenmiş çiğ organik kabak

1 büyük avuç ince doğranmış dereotu

1 su bardağı az haşlanmış sarı mercimek

1 adet çırpılmış organik yumurta

2 çay kaşığı köri tozu

deniz tuzu

karabiber

tarif:

tüm malzemeleri orta boy bir kabın içinde iyice karıştırın, karıştırırken kaşığın arkasıyla mercimekleri azıcık ezin

1 yemek kaşığı zeytinyağı tavada ısıtın

mücver malzemesini yemek kaşığı büyüklüğünde toplar şeklinde sıcak tavaya koyun ve kenarları kızarıncaya kadar pişirin, sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin

sıcak olarak ya da isterseniz oda sıcaklığında servis edin

*mücverleri fırında da pişirmeyi tercih edebilirsiniz, bu durumda fırını 200 dereceye ısıtın ve fırın tepsisine yağlı kâğıt serin. mücverleri 8-10 dakika kadar, dışları kızarmaya başlayana kadar pişirin sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin.

 

haftanın mücveri-havuç, nohut ve kırmızı soğan

son zamanlar kırmızı soğan ile yaşadığım aşk hikayesi bir türlü bitmek bilmiyor. herhalde soğanın içerdiği bir vitamin veya minerale ihtiyacım var diye düşünmeye başladım doğrusu! pişmemiş soğan ve sarımsak maalesef bana ağır geldiği için hep pişirerek hazırlamayı tercih ediyorum. abartmadan söyleyebilirim ki son bir haftadır günde en az bir kez soğan yemişimdir.

bu mücver pek bir güzel ve doyurucu oldu. yanına bir porsiyon kadar kiraz koydum ve şahane bir öğlen yemeği oldu.  kızlar artık okul tatiline girdiler, yemek saatlerimiz ve düzenimiz bayağı değişti. okul zamanı her sabah birlikte kahvaltı yapıyoruz, tam öğlen saatinde öğlen yemeği yeniliyor. bu aralar ben yine erkenden kalkıyorum ama kızlar bana nazaran daha geç kalkıyor, oldukça daha geç bir saatte kahvaltı yapıyorlar.  mücver gibi hazır yemekler bu durumda çok işe yarıyor. kızları beklemek zorunda kalmadan yemeğimi yiyebilmek hem pratik oluyor hem de günlük programlarımız içerisinde bize vakit kazandırıyor.  nohut ile dolu bir mücverin yanında taze kiraz ise hem bu mücverin yoğunluğunu dengeliyor hem de tam yaz havası estiriyor.

malzeme:

2 adet rendelenmiş havuç

1 adet önceden sotelenmiş kırmızı soğan

1 büyük avuç ince doğranmış maydanoz

1 su bardağı az haşlanmış nohut

1 adet çırpılmış organik yumurta

deniz tuzu

karabiber

 tarif:

tüm malzemeleri orta boy bir kabın içinde iyice karıştırın, karıştırırken kaşığın arkasıyla nohutları azıcık ezin

1 yemek kaşığı zeytinyağı tavada ısıtın

mücver malzemesini yemek kaşığı büyüklüğünde toplar şeklinde sıcak tavaya koyun ve kenarları kızarıncaya kadar pişirin, sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin

sıcak olarak ya da isterseniz oda sıcaklığında servis edin

*mücverleri fırında da pişirmeyi tercih edebilirsiniz, bu durumda fırını 200 dereceye ısıtın ve fırın tepsisine yağlı kâğıt serin. mücverleri 8-10 dakika kadar, dışları kızarmaya başlayana kadar pişirin sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin.

 

haftanın mücveri-kabak, bezelye ve nane

mücverlerin klasik malzemesi olan kabağı bu sefer taze bezelye ve nane ile karıştırdık. sıcak bir yaz gününde yanına biraz da karpuz, biraz da cashew cream’i ekleyince ferah ve serinleten bir kombinasyon oldu.  yaptığımız mücverlerin yanına taze sebze veya meyve koyup o şekilde sunmayı çok severim, ara sıra nohut ile yaptığımız mücverlerin üzerine tahin gezdirmek çok hoşuma gider fakat bu mücverde ilk defa mücveri cashew cream ile denemiştim.

 cashew cream hiç denediniz mi bilmiyorum ama çok tavsiye ederim.  son altı aydır süt ürünü tüketmiyorum, ama beni tanıyan sosları ve özellikle tuzlu mayhoş tatları ne kadar çok sevdiğimi bilir. cashew cream ise sütsüz bir şekilde bu zevki yaşatıyor, ayrıca yüksek miktarda magnezyum ve probiotic içeriyor.  ben hep etiler’deki bi nevi deli’den alıyorum… eşsiz bir vegan dükkân ve lokanta, bugüne kadar gitme şansınız olmadıysa mutlaka tavsiye ederim!

malzeme:

2 adet rendelenmiş organik kabak

1 büyük avuç ince doğranmış nane

1 su bardağı az haşlanmış taze bezelye (gerekirse donmuş da kullanılabilir)

1 adet çırpılmış organik yumurta

deniz tuzu

karabiber

tarif

 tüm malzemeleri orta boy bir kabın içinde iyice karıştırın, karıştırırken kaşığın arkasıyla bezelyeleri azıcık ezin

1 yemek kaşığı zeytinyağı tavada ısıtın

mücver malzemesini yemek kaşığı büyüklüğünde toplar şeklinde sıcak tavaya koyun ve kenarları kızarıncaya kadar pişirin, sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin

sıcak olarak ya da isterseniz oda sıcaklığında servis edin

*mücverleri fırında da pişirmeyi tercih edebilirsiniz, bu durumda fırını 200 dereceye ısıtın ve fırın tepsisine yağlı kâğıt serin. mücverleri 8-10 dakika kadar, dışları kızarmaya başlayana kadar pişirin sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin.

 

 

bu hafta neler okuyoruz…

bu hafta neler okuyoruz…amy krouse rosenthal ve kızı paris’ın tüm kızlara hitaben yazmış oldukları dear girl.

amy krouse rosenthal’ın hemen hemen her çocuk kitabı evdeki kütüphanemizde yer alıyor.  her biri birbirinden güzel olan kitapların aralarında bügüne kadar en çok sevdiklerimiz the ok book, one of those days, uni the unicorn, i wish you more, ve little miss big sis.  dear girl’ı geçtiğimiz hafta sonu amerika’dayken buldum ve eve gelir gelmez alegra ile hemen oturup birlikte okuduk.

dear girl tek kelimeyle şahane bir kitap. sabah tekrar kendim okudum ve kesinlikle her kız çocuğun kütüphanesinde yer alması gerekir (hatta bundan sonra uzun bir müddet sevdiklerime doğum günü hediyesi olarak vermeye başlayacağım sanırım)  günümüzde kızların karşılaştığı bir çok sorunu açık ve anlaşılır bir şekilde tatlı resimlerle ve duygusal ama yerine göre espirili cümlelerle ifade ediyor.  örneğin kitabın ilk sayfalarında okurlara bir aynaya bakıp kendilerini özel yapan bir karakteristiği bulmalarını ve o özelliğine teşekkür etmelerini talep ediyor.  küçük kızlar, yetişkin kadınlar…bir çok zaman bu tarz karakteristiklerimiz özgüvenimizi etkiliyor.  halbuki bizi biz yapan şeyler ne kadar önemli, ara sıra durup onlara şukur etmeyi bilmek de bir o kadar önemli (alegra ile okurken büyük bir merakla bekledim acaba hangi karakteristiğine teşekkür edecek diye…gözlüklerini seçti!)

IMG_2334

bir başka sayfa ise tamamen bir gökkuşağı ile kaplı.  mucizevi bir görüntü olan gökkuşağına bakan küçük kıza verilen öğüt ise merakı ve hayranlığı hiç bir zaman kaybetmemeye dikkat etmek.  hayatın gerçekleriyle karşılaştıkça dünyaya bakışımız ister istemez değişime uğrar, merak etmeyi, etrafımıza dikkatle bakmayı, bazen durup anı yaşamayı unutturuz. rengarenk bu hatırlatma uzun zaman akılda kalacaktır.

IMG_2335

kitabın her sayfasında özel ve anlamlı hatırlatmaların arasında en çok hoşuma gidenleri seçmek zor oldu fakat sonunda iki tanesine karar kıldım…

ilki kızlara iç güdülerini takip etmelerinin ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor. İçimizden gelen bu sesler değerlidir.  üç kız annesi olarak, ve kızları genç yaştan serbest bir şekilde kendi ayaklarının üzerinde durmalarına teşvik etmeye çalışan bir anne olarak, tehlikeli durumları nasıl tespit edeceklerini ve böyle durumlarda nasıl davranacaklarını anlatma konusu hep kafamı kurculayan bir konu olmuştur.  fazla detay versem korkarlar, az anlatırsam yerine göre kendilerini tehlikeye atarlar ikilemini dear girl harika bir şekilde çözüyor.  üzerinde kocaman NO yazan bir sayfada kızlara her zaman içlerinden gelen sesleri dinlemelerini ve her zaman hayır deme hakkına sahip olduklarını net bir biçimde hatırlatıyor.

IMG_2337

daha az ciddi ama her annenin bayılacağı bir başka sayfa ise kızlara gayet tatlı bir şekilde, ve özellikle tatil günlerinde hepimizin çok duyduğu “benim canım sıkıldı” laflarını elle alıyor! dolu dolu hayatlar yaşayan ve esasında birçok harika imkana sahip olan çocuklarımın ağızlarından bu laflar çıkınca içimden bağırıp çağırmak geliyor! Her seferinde nakliyeci çağırıp evdeki tüm oyuncakları, kitapları ve elektronik cihazları göndermeyi tehdit ediyorum (tabii yıllardır söyleyip yapmadığım için pek kimse inanmıyor artık). benim aşırı tepkimden biraz daha az aşırı bir şekilde dear girl’ın bu sayfasında kızlara ben sıkıldım laflarının esasında ne kadar sıkıcı olduğunu hatırlatıyor 🙂

IMG_2339

bu kitabın manevi değeri çok yüksek…bir anne kızın ortak çalışma olması harika birşey… günün birinde kızlarımın biriyle bir kitap tasarlamak ve hayata geçirmek çok isterim doğrusu.  ama bir başka detay daha ise amy krouse rosenthal’ın maalesef geçtiğimiz sene vefat etmiş olması.  son 3-4 yıldır çocuk kitaplarından yola çıkarak  yetişkinler için yazdıklarını okudum, ted talk ve NPR ‘da yapmış olduğu konuşmaları dinledim, son olarak da vefatından 10 gün önce new york times’ta yayınlanan “you may want to marry my husband” yazısını da okudum. son yazısını okuyunda ne çok üzüldüğümü bilemezsiniz.  şahsen tanımamış olsam da böyle harika bir yazarın güzel kitaplarının hayatımızda yer aldıkları için çok mutluyum.   amy krouse rosenthal’ın paylaşmak istediği sevgiyi, saygıyı, ve ilhamı yazmış olduğu kitaplar sayesinde hep yaşayacak, kızların (ve erkeklerin) hayatlarında hep yer almaya devam edecektir.

haftanın mücveri-sotelenmiş patlıcan ve nohut

bayram haftasını ailece teknede geçirdiğimiz için bu sefer mücverimizi ege kıyılarında yaptık. tam sezon başı güney o kadar güzeldi ki, şansımıza hava ne çok sıcak ne de çok serindi. kızlarla birlikte bol bol denize girdik, kano ve paddleboard yaptık ve güzel yemekler yiyip uzun uzun sofrada sohbet ettik. uzun bir okul senesinden sonra herkesin tatile çok ihtiyacı vardı…hepimize çok iyi geldi!

teknede yemek her zaman ayrı bir keyif oluyor. kaptanımız da benim kadar güzel ve taze gıdalara meraklı, mevsim sebzelerin ve meyvelerin en doğal ve en tazelerini bulmaya her zaman gayret gösterdiği için yemeklerimiz de bir o kadar daha lezzetli oluyor.  mücver denememize kendisi de bayıldı, bizim için de enteresan bir tecrübe oldu- ilk defa patlıcanlı bir mücver yaptık.  normalinden daha çok dağılmaya meyilli olsalar da patlıcanlı mücver şahane bir fikir oldu, patlıcan sezonu sona ermeden mutlaka tekrar deneyeceğim! 

malzeme:

2 adet soyulmuş ve küp küp kesilmiş patlıcan

1 adet ufak boy ince doğranmış kuru soğan

1.5 su bardağı hafif haşlanmış nohut

1 adet çırpılmış organik yumurta

deniz tuzu

karabiber

köri tozu

zerdeçal tozu

tarif:

patlıcanları soyup kestikten sonra bir süre suda bekletin

hazır olduğunda az zeytinyağını bir tavada ısıtıp patlıcanları kuru soğanlarla ve baharatlarla birlikte iyice yumuşayana kadar pişirin, sonra da karışımın soğuması için bir müddet kenarda bekletin

bu arada nohutları elinizle veya büyük bir kaşığın arkasıyla bastırarak bir miktar ezin

patlıcan karışımını nohutlar ve yumurta ile orta boy bir kabın içinde iyice karıştırın

1 yemek kaşığı zeytinyağı tavada ısıtın

mücver malzemesini yemek kaşığı büyüklüğünde toplar şeklinde sıcak tavaya koyun ve kenarları kızarıncaya kadar pişirin, sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin

sıcak olarak ya da isterseniz oda sıcaklığında servis edin

*mücverleri fırında da pişirmeyi tercih edebilirsiniz, bu durumda fırını 200 dereceye ısıtın ve fırın tepsisine yağlı kâğıt serin. mücverleri 8-10 dakika kadar, dışları kızarmaya başlayana kadar pişirin sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin.

 

 

kim dondurma sevmez ki?

alegra’nın 8 yaş doğum günü partisi için biraz değişik bir şey yapmak istedik…birkaç senedir hep ya bizim bahçemizde ya da annem ve babamın beylerbeyi’ndeki evlerini bahçesinde bol koşturmalı, biraz faaliyetli piknik tarzında partiler yaptık.  bu yıl ise alegra ve arkadaşlarının biraz daha büyümüş olduklarını var sayarak atölye tarzında bir parti ayarlamaya karar verdik.

büyük bir tesadüf ile tam doğum günü yaklaşırken bizim de okuldan eve dönüş yolumuzun tam üzerinde yeni bir dondurmacı açıldı.  aslında tam olarak da yeni değil, mua dondurmacısını biz yeniköy’de tanımıştık ama yeni sahipleri reşitpaşa’ya yeni bir imalathane açınca bize bir nevi yaklaşmış oldu.

havalarda artık ısınmıştı ve sıcak günlerde dondurma yemek en büyük keyiflerimizden biri. birkaç hafta hemen hemen her gün mua’da durup yeni çıkan tatları denedik, sahipleri ve aileleriyle sohbet ettik ve bir seferinde laf lafı açınca öğrendik ki bu yeni mekânda sadece imalat değil, aynı zamanda atölye de yapılıyormuş! alegra bunu duyar duymaz doğum gününü mua’da yapmaya karar verdi biz de plan yapmaya başladık.

partinin olduğu gün kızları okuldan alıp 5 dakika içinde mua’ya varmak gerçekten şahane oldu.  mua’da atölye için her şey hazırdı; kızların her birine şapka veya bandana, önlük, defter ve kalem dağıtıldı ve sahiplerden biri olan burç bey dondurma (ve gelato)’nun nasıl yapıldığını, farklılıklarını ve hatta tarihini bile anlatmaya başladı.  ufak dersimizden sonra kızları gruplara ayırıp imalathaneye aldılar ve grup şeklinde çalışarak dört değişik dondurma çeşidi yaptılar…nane çikolata, çilek, limon ve bisküvi…dondurmalar hazır olunca hepsinin tadına bakmakla kalmadık- herkes istediği kadar dondurma yedi!

tabii pastasız olmaz, güne uygun olarak da ev yapımı dondurmalar ile süslü bir pasta getirmiştik…dilekler tutuldu, mumlar üflendi, yine temaya uygun little lovely light co’dan dondurmalı gece lambaları gelenlere hediye edildi ve biraz da dans ve jimnastik gösterisi yapıldıktan herkes yavaş yavaş kendi evlerine döndü.

hepimiz için çok değişik ve keyifli bir doğum günü partisi oldu; iyi ki mua’yı bulmuşuz…sayesinde alegra’nın 8’inci yaşına girmesi rengarenk ve çok tatlı oldu- umarım bütün sene böyle neşeli geçer 🙂