bu hafta neler okuyoruz

bu postta neler okuyoruz yerine nerede okuyoruz konusunu elle aldım…size benim de çocukluğumun geçti çok özel bir kitabevini tanıştırmak istedim….malaprops bookstore and cafe

bu ay kızlarla amerika’dayız.  asya washington dc’de olan georgetown üniversitesinde üç haftalık bir kursta, alara ve alegra ise benimle birlikte doğup büyüdüğüm küçük şehirde vakit geçiriyorlar.  asheville muhteşem bir ufak şehir, hatta her sene amerika’da en iyi yaşanacak küçük şehirler listesinde yer alıyor.  blue ridge ve appalachia dağ zincirlerinin birleştiği noktanın ortasında bulunması nedeniyle her bir yanı yem yeşil ve doğal olan bir bölge.  burada vakit geçirmek, gezmek, görmek rahat ve kolay.  kompakt ama çok hareketli ve kendine has havası olan bir şehir merkezi var.  Rengarenk boyanmış ufak binalar içerisinde yerel ve organik gıdalar kullanmaya önem veren bir sürü değişik lokanta var, sanat galerileri, birbirinden keyifli mağazalar var.  hafta sonları açık hava müzik performansları ve dans gösterileri oluyor.  her yaz geldiğimizde downtown denilen bölgede vakit geçirmek bizim en çok sevdiğimiz programlardan biri.

geçen akşam üstü yine bir downtown programı yaptık ve kendimizi en çok sevdiğimiz, ve istanbul’dan takip etmeye devam ettiğimiz malaprops kitabevi ve kafe’de bulduk. içeriye girer girmez bizi kitap ve kahve kokusu karşıladı…anında kendimizi evimizde gibi hissettik.  alara hızla kasaya gidip okuma listesine yazmış olduğu kitapları sormaya başladı, alegra ise bu sene ilk defa çocuk kitapları bölümüne yönelmeyip arka tarafta doğru yer aldı.  okul senesi boyunca okumuş olduğu kitapların ve yapmış olduğu çalışmaların faydasını gören küçük kızımız artık orta sınıflar kategörisiden kitap seçmeye hazır.  alegra’nın 9-12 yaş çocuklara uygun, biraz daha uzun olan ve neredeyse görsel bulundurmayan bu kitaplara geçmiş olduğuna inanmak bana hala çok zor geliyor.  sanki daha dün kelimeleri anlamaya çalışıyordu, nasıl oldu da uzun uzun hikayeleri okuyup anlayabiliyor??

yeni kategörisinde uzun uzun bakınıp düşündükten sonra alegra kendisine üç dört tane kitap seçti.  hepsi macera kitapları ve hepsinde baş rol karakteri on yaş civarında olan bir kız çocuğu.  konulara bakınca özellikle bir tanesi bana ailemizi çok andırdı…küçük kız kalabalık bir ailenin kızı ve sürekli kendisiniden büyük olan kardeşleriyle yarışmak zorunda hissediyor.  alegra da sık sık bu duruma düşüyor ve bazen kendisini duyuracak diye ablalarını son derece rahatsız de edebiliyor doğrusu.

alara bu aralar young adult bölümünden biraz fantastik kitaplar okumayı tercih ediyor. bu tarz romanları okumak çok heyecanlı ve sürükleyici oluyor.  hikayenin heyecanı nedeniyle de nitekim hızlı okunabiliyor.  kendisine seçtiği kitaplardan o kadar keyif alıyor ki… her fırsatta kitap okuma vakti yaratmaya çalışıyor.  özellikle tatil zamanları arka arkaya bir sürü kitap bitirebiliyor!  kendisini her zaman çok iyi tanıyan bu güzel ortanca kızım üç haftalık kampa gideceği için bir sürü kitap aldık ona, tam saymadım ama sanırım 10-12 tane aldık.  bakalım, kampın son haftası ona yedek kitap göndermek zorunda kalabilirim!

neredeyse doğudu günden beri en büyük kitap kurdum olan asya ise bizimle burada olmamasına rağmen washington’dan bize malaprops siparişleri gönderdi.  o da asheville’e gelince mutlaka tekrar gideriz.  en büyük şansım bu aralar alara ile aynı tarz kitapları ve serileri tercih ediyor olması. bir taş ile iki kuş durumu oluyor açıkçası- tek problemimiz eve döndüğümüzde kitaplar kimin dolabında duracak kavgası başladı!

kendim için seçtiğim kitaplar ise genelde bu bölgede yaşayan ve buranın kültürü ve insanlarıyla alaka konuları ele alan yazarların kitapları oluyor.  north carolina’nın bu bölgenin kendine has bir kültürü ve gelenekler var.  zamanında birçok iskoç göçmenin yerleşmesi nedeniyle iskoç kültürünü de andıran tarafları da var.  her ne kadar çocukluğumu burada geçirmiş olsam da istanbul’a taşınıp da asheville’i ziyaret amaçla gelmeye başlayana kadar bu kültürün derinliğini ne anladım ne de değerini fark etmemiştim.  ilginç değil mi? bazen tam önümüzde olan bir şeyi görebilmek için bayağı uzaklaşmak gerekiyor!

dün akşamki ziyaretimiz malaprops’a ilk ziyaretimiz oldu bu yaz ama eminim ki son ziyaretimiz olmayacaktır! kütüphane havası olan bu kitap evi vakit geçirmek için harika bir mekân- belki kızlar kampa gidince ben kendim de biraz orada oturur yetişkin okuma saati ilan ederim!

haftaya neler okuyoruz ile devam edeceğim- burada birçok yeni, birbirinden keyifli çocuk kitabı bulma şansım var- hepsini paylaşmaya çalışacağım!

 

haftanın son mücveri-kabak, sarı mercimek ve dereotu

bu hafta son mücverimizi yaptık. ve böylece mevsim sebzelerinden faydalanmak ve her hafta değişik bir mücver yapmak üzere çıktığımız bir yıllık projenin sonu gelmiş oldum.  önümüzdeki son bahar için değişik planlarım var, yine tamamen glütensiz, sağlıklı, doğal ve besleyici ve tabii en önemlisi çoluk çocuk ailece keyifle yenilebilecek bir şeyler yaratmak peşindeyim…

ağustos ayı hareket halinde geçecek gibi duruyor. yediğimiz yemek, yaptığımız geziler ve yaşadığımız güzel anları paylaşmaya devam edeceğim…eylül’de okullar açılır açılmaz bu senenin yeni projesini paylaşıyor olacağım.

ama öncesinde son mevsim mücverimizin tarifini paylaşmadan konuyu kapatmak doğru olmazdı.  bu haftanın geleneksel olarak kabak ve biraz da dereotu kullandık, fakat ayrıca protein kaynağı olsun diye bol miktarda sarı mercimek kattık…. bir de iki çay kaşığı kadar köri de ekledik. önden domates çorbası içtik, sonra da mücverleri roka ile birlikte tabağa koydum…her zamanki gibi hafif ama doyurucu bir akşam yemeği oldu.

malzeme:

2 adet rendelenmiş çiğ organik kabak

1 büyük avuç ince doğranmış dereotu

1 su bardağı az haşlanmış sarı mercimek

1 adet çırpılmış organik yumurta

2 çay kaşığı köri tozu

deniz tuzu

karabiber

tarif:

tüm malzemeleri orta boy bir kabın içinde iyice karıştırın, karıştırırken kaşığın arkasıyla mercimekleri azıcık ezin

1 yemek kaşığı zeytinyağı tavada ısıtın

mücver malzemesini yemek kaşığı büyüklüğünde toplar şeklinde sıcak tavaya koyun ve kenarları kızarıncaya kadar pişirin, sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin

sıcak olarak ya da isterseniz oda sıcaklığında servis edin

*mücverleri fırında da pişirmeyi tercih edebilirsiniz, bu durumda fırını 200 dereceye ısıtın ve fırın tepsisine yağlı kâğıt serin. mücverleri 8-10 dakika kadar, dışları kızarmaya başlayana kadar pişirin sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin.

 

haftanın mücveri-havuç, nohut ve kırmızı soğan

son zamanlar kırmızı soğan ile yaşadığım aşk hikayesi bir türlü bitmek bilmiyor. herhalde soğanın içerdiği bir vitamin veya minerale ihtiyacım var diye düşünmeye başladım doğrusu! pişmemiş soğan ve sarımsak maalesef bana ağır geldiği için hep pişirerek hazırlamayı tercih ediyorum. abartmadan söyleyebilirim ki son bir haftadır günde en az bir kez soğan yemişimdir.

bu mücver pek bir güzel ve doyurucu oldu. yanına bir porsiyon kadar kiraz koydum ve şahane bir öğlen yemeği oldu.  kızlar artık okul tatiline girdiler, yemek saatlerimiz ve düzenimiz bayağı değişti. okul zamanı her sabah birlikte kahvaltı yapıyoruz, tam öğlen saatinde öğlen yemeği yeniliyor. bu aralar ben yine erkenden kalkıyorum ama kızlar bana nazaran daha geç kalkıyor, oldukça daha geç bir saatte kahvaltı yapıyorlar.  mücver gibi hazır yemekler bu durumda çok işe yarıyor. kızları beklemek zorunda kalmadan yemeğimi yiyebilmek hem pratik oluyor hem de günlük programlarımız içerisinde bize vakit kazandırıyor.  nohut ile dolu bir mücverin yanında taze kiraz ise hem bu mücverin yoğunluğunu dengeliyor hem de tam yaz havası estiriyor.

malzeme:

2 adet rendelenmiş havuç

1 adet önceden sotelenmiş kırmızı soğan

1 büyük avuç ince doğranmış maydanoz

1 su bardağı az haşlanmış nohut

1 adet çırpılmış organik yumurta

deniz tuzu

karabiber

 tarif:

tüm malzemeleri orta boy bir kabın içinde iyice karıştırın, karıştırırken kaşığın arkasıyla nohutları azıcık ezin

1 yemek kaşığı zeytinyağı tavada ısıtın

mücver malzemesini yemek kaşığı büyüklüğünde toplar şeklinde sıcak tavaya koyun ve kenarları kızarıncaya kadar pişirin, sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin

sıcak olarak ya da isterseniz oda sıcaklığında servis edin

*mücverleri fırında da pişirmeyi tercih edebilirsiniz, bu durumda fırını 200 dereceye ısıtın ve fırın tepsisine yağlı kâğıt serin. mücverleri 8-10 dakika kadar, dışları kızarmaya başlayana kadar pişirin sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin.

 

haftanın mücveri-kabak, bezelye ve nane

mücverlerin klasik malzemesi olan kabağı bu sefer taze bezelye ve nane ile karıştırdık. sıcak bir yaz gününde yanına biraz da karpuz, biraz da cashew cream’i ekleyince ferah ve serinleten bir kombinasyon oldu.  yaptığımız mücverlerin yanına taze sebze veya meyve koyup o şekilde sunmayı çok severim, ara sıra nohut ile yaptığımız mücverlerin üzerine tahin gezdirmek çok hoşuma gider fakat bu mücverde ilk defa mücveri cashew cream ile denemiştim.

 cashew cream hiç denediniz mi bilmiyorum ama çok tavsiye ederim.  son altı aydır süt ürünü tüketmiyorum, ama beni tanıyan sosları ve özellikle tuzlu mayhoş tatları ne kadar çok sevdiğimi bilir. cashew cream ise sütsüz bir şekilde bu zevki yaşatıyor, ayrıca yüksek miktarda magnezyum ve probiotic içeriyor.  ben hep etiler’deki bi nevi deli’den alıyorum… eşsiz bir vegan dükkân ve lokanta, bugüne kadar gitme şansınız olmadıysa mutlaka tavsiye ederim!

malzeme:

2 adet rendelenmiş organik kabak

1 büyük avuç ince doğranmış nane

1 su bardağı az haşlanmış taze bezelye (gerekirse donmuş da kullanılabilir)

1 adet çırpılmış organik yumurta

deniz tuzu

karabiber

tarif

 tüm malzemeleri orta boy bir kabın içinde iyice karıştırın, karıştırırken kaşığın arkasıyla bezelyeleri azıcık ezin

1 yemek kaşığı zeytinyağı tavada ısıtın

mücver malzemesini yemek kaşığı büyüklüğünde toplar şeklinde sıcak tavaya koyun ve kenarları kızarıncaya kadar pişirin, sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin

sıcak olarak ya da isterseniz oda sıcaklığında servis edin

*mücverleri fırında da pişirmeyi tercih edebilirsiniz, bu durumda fırını 200 dereceye ısıtın ve fırın tepsisine yağlı kâğıt serin. mücverleri 8-10 dakika kadar, dışları kızarmaya başlayana kadar pişirin sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin.

 

 

bu hafta neler okuyoruz…

bu hafta neler okuyoruz…amy krouse rosenthal ve kızı paris’ın tüm kızlara hitaben yazmış oldukları dear girl.

amy krouse rosenthal’ın hemen hemen her çocuk kitabı evdeki kütüphanemizde yer alıyor.  her biri birbirinden güzel olan kitapların aralarında bügüne kadar en çok sevdiklerimiz the ok book, one of those days, uni the unicorn, i wish you more, ve little miss big sis.  dear girl’ı geçtiğimiz hafta sonu amerika’dayken buldum ve eve gelir gelmez alegra ile hemen oturup birlikte okuduk.

dear girl tek kelimeyle şahane bir kitap. sabah tekrar kendim okudum ve kesinlikle her kız çocuğun kütüphanesinde yer alması gerekir (hatta bundan sonra uzun bir müddet sevdiklerime doğum günü hediyesi olarak vermeye başlayacağım sanırım)  günümüzde kızların karşılaştığı bir çok sorunu açık ve anlaşılır bir şekilde tatlı resimlerle ve duygusal ama yerine göre espirili cümlelerle ifade ediyor.  örneğin kitabın ilk sayfalarında okurlara bir aynaya bakıp kendilerini özel yapan bir karakteristiği bulmalarını ve o özelliğine teşekkür etmelerini talep ediyor.  küçük kızlar, yetişkin kadınlar…bir çok zaman bu tarz karakteristiklerimiz özgüvenimizi etkiliyor.  halbuki bizi biz yapan şeyler ne kadar önemli, ara sıra durup onlara şukur etmeyi bilmek de bir o kadar önemli (alegra ile okurken büyük bir merakla bekledim acaba hangi karakteristiğine teşekkür edecek diye…gözlüklerini seçti!)

IMG_2334

bir başka sayfa ise tamamen bir gökkuşağı ile kaplı.  mucizevi bir görüntü olan gökkuşağına bakan küçük kıza verilen öğüt ise merakı ve hayranlığı hiç bir zaman kaybetmemeye dikkat etmek.  hayatın gerçekleriyle karşılaştıkça dünyaya bakışımız ister istemez değişime uğrar, merak etmeyi, etrafımıza dikkatle bakmayı, bazen durup anı yaşamayı unutturuz. rengarenk bu hatırlatma uzun zaman akılda kalacaktır.

IMG_2335

kitabın her sayfasında özel ve anlamlı hatırlatmaların arasında en çok hoşuma gidenleri seçmek zor oldu fakat sonunda iki tanesine karar kıldım…

ilki kızlara iç güdülerini takip etmelerinin ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor. İçimizden gelen bu sesler değerlidir.  üç kız annesi olarak, ve kızları genç yaştan serbest bir şekilde kendi ayaklarının üzerinde durmalarına teşvik etmeye çalışan bir anne olarak, tehlikeli durumları nasıl tespit edeceklerini ve böyle durumlarda nasıl davranacaklarını anlatma konusu hep kafamı kurculayan bir konu olmuştur.  fazla detay versem korkarlar, az anlatırsam yerine göre kendilerini tehlikeye atarlar ikilemini dear girl harika bir şekilde çözüyor.  üzerinde kocaman NO yazan bir sayfada kızlara her zaman içlerinden gelen sesleri dinlemelerini ve her zaman hayır deme hakkına sahip olduklarını net bir biçimde hatırlatıyor.

IMG_2337

daha az ciddi ama her annenin bayılacağı bir başka sayfa ise kızlara gayet tatlı bir şekilde, ve özellikle tatil günlerinde hepimizin çok duyduğu “benim canım sıkıldı” laflarını elle alıyor! dolu dolu hayatlar yaşayan ve esasında birçok harika imkana sahip olan çocuklarımın ağızlarından bu laflar çıkınca içimden bağırıp çağırmak geliyor! Her seferinde nakliyeci çağırıp evdeki tüm oyuncakları, kitapları ve elektronik cihazları göndermeyi tehdit ediyorum (tabii yıllardır söyleyip yapmadığım için pek kimse inanmıyor artık). benim aşırı tepkimden biraz daha az aşırı bir şekilde dear girl’ın bu sayfasında kızlara ben sıkıldım laflarının esasında ne kadar sıkıcı olduğunu hatırlatıyor 🙂

IMG_2339

bu kitabın manevi değeri çok yüksek…bir anne kızın ortak çalışma olması harika birşey… günün birinde kızlarımın biriyle bir kitap tasarlamak ve hayata geçirmek çok isterim doğrusu.  ama bir başka detay daha ise amy krouse rosenthal’ın maalesef geçtiğimiz sene vefat etmiş olması.  son 3-4 yıldır çocuk kitaplarından yola çıkarak  yetişkinler için yazdıklarını okudum, ted talk ve NPR ‘da yapmış olduğu konuşmaları dinledim, son olarak da vefatından 10 gün önce new york times’ta yayınlanan “you may want to marry my husband” yazısını da okudum. son yazısını okuyunda ne çok üzüldüğümü bilemezsiniz.  şahsen tanımamış olsam da böyle harika bir yazarın güzel kitaplarının hayatımızda yer aldıkları için çok mutluyum.   amy krouse rosenthal’ın paylaşmak istediği sevgiyi, saygıyı, ve ilhamı yazmış olduğu kitaplar sayesinde hep yaşayacak, kızların (ve erkeklerin) hayatlarında hep yer almaya devam edecektir.

haftanın mücveri-sotelenmiş patlıcan ve nohut

bayram haftasını ailece teknede geçirdiğimiz için bu sefer mücverimizi ege kıyılarında yaptık. tam sezon başı güney o kadar güzeldi ki, şansımıza hava ne çok sıcak ne de çok serindi. kızlarla birlikte bol bol denize girdik, kano ve paddleboard yaptık ve güzel yemekler yiyip uzun uzun sofrada sohbet ettik. uzun bir okul senesinden sonra herkesin tatile çok ihtiyacı vardı…hepimize çok iyi geldi!

teknede yemek her zaman ayrı bir keyif oluyor. kaptanımız da benim kadar güzel ve taze gıdalara meraklı, mevsim sebzelerin ve meyvelerin en doğal ve en tazelerini bulmaya her zaman gayret gösterdiği için yemeklerimiz de bir o kadar daha lezzetli oluyor.  mücver denememize kendisi de bayıldı, bizim için de enteresan bir tecrübe oldu- ilk defa patlıcanlı bir mücver yaptık.  normalinden daha çok dağılmaya meyilli olsalar da patlıcanlı mücver şahane bir fikir oldu, patlıcan sezonu sona ermeden mutlaka tekrar deneyeceğim! 

malzeme:

2 adet soyulmuş ve küp küp kesilmiş patlıcan

1 adet ufak boy ince doğranmış kuru soğan

1.5 su bardağı hafif haşlanmış nohut

1 adet çırpılmış organik yumurta

deniz tuzu

karabiber

köri tozu

zerdeçal tozu

tarif:

patlıcanları soyup kestikten sonra bir süre suda bekletin

hazır olduğunda az zeytinyağını bir tavada ısıtıp patlıcanları kuru soğanlarla ve baharatlarla birlikte iyice yumuşayana kadar pişirin, sonra da karışımın soğuması için bir müddet kenarda bekletin

bu arada nohutları elinizle veya büyük bir kaşığın arkasıyla bastırarak bir miktar ezin

patlıcan karışımını nohutlar ve yumurta ile orta boy bir kabın içinde iyice karıştırın

1 yemek kaşığı zeytinyağı tavada ısıtın

mücver malzemesini yemek kaşığı büyüklüğünde toplar şeklinde sıcak tavaya koyun ve kenarları kızarıncaya kadar pişirin, sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin

sıcak olarak ya da isterseniz oda sıcaklığında servis edin

*mücverleri fırında da pişirmeyi tercih edebilirsiniz, bu durumda fırını 200 dereceye ısıtın ve fırın tepsisine yağlı kâğıt serin. mücverleri 8-10 dakika kadar, dışları kızarmaya başlayana kadar pişirin sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin.

 

 

haftanın mücveri-siyah fasulye, havuç, kırmızı soğan, kişniş ve dereotu

bu haftanın mücveri tam kelimesiyle MUHTEŞEM oldu! ben de erim de yemeğe doyamadık…şansımıza da pişirdiğimiz akşam kızlar evde yoktu bütün mücverler bize kaldı!  bizim evde çok sevildiği için sık sık meksika yemekleri yapılıyor, ve hemen hemen her seferinde siyah fasulye de pişiriyoruz…çok lezzetli oluyor ama açıkçası tek başına fasulye yemeği bana biraz ağır gelebiliyor. bu nedenle acaba siyah fasulyeyi mücvere katsam nasıl olur diye uzun zamandır düşünüyordum ama bir türlü denemeye fırsat bulamamıştım.  umit ettiğim şekilde fasulyeleri mücverin içine karıştırınca hazmı çok daha kolay oldu.  protein dolu oldukları için de uzun uzun tok tuttu.  mücverlerin yanına güzel bir semizotu salatası ve meksika mutfağından da biraz guacamole ekleyince sağlıklı, lezzetli ve keyifli bir akşam yemeği oldu…

malzeme:

2 adet rendelenmiş havuç

1 adet ince doğranmış ve zeytinyağı ile tavada pişirilmiş kırmızı soğan

1 büyük avuç doğranmış kişniş (kişniş sevmezseniz maydanoz da olur)

1 büyük avuç doğranmış dereotu

1 su bardağı az pişmiş siyah fasulye

1 adet çırpılmış organik yumurta

karabiber

deniz tuzu

köri tozu

tarif:

tüm malzemeleri orta boy bir kabın içinde iyice karıştırın, karıştırırken kaşığın arkasıyla siyah fasulyeleri azıcık ezin

1 yemek kaşığı zeytinyağı tavada ısıtın

mücver malzemesini yemek kaşığı büyüklüğünde toplar şeklinde sıcak tavaya koyun ve kenarları kızarıncaya kadar pişirin, sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin

sıcak olarak ya da isterseniz oda sıcaklığında servis edin

*mücverleri fırında da pişirmeyi tercih edebilirsiniz, bu durumda fırını 200 dereceye ısıtın ve fırın tepsisine yağlı kağıt serin. mücverleri 8-10 dakika kadar, dışları kızarmaya başlayana kadar pişirin sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin.

haftanın vegan mücveri- kabak, ıspanak ve yeşil mercimek

bu hafta vegan yumurta kullanarak harika bir vegan mücver pişirdik!

biz bu denemeyi yeğenim aylin için yaptık, aynı zamanda yumurta kullanarak da aynı malzemeleri içeren mücverler de yaptık.  vegan yumurta ile yaptıklarımız biraz daha dağılmaya meyilli olsalar da tatlarında bir fark yoktu… hatta ben sanırım vegan mücveri tercih bile ettim.  her hafta olmasa da arada bir vegan yumurta ile mücver yapmaya devam edeceğim.

malzeme:

2 adet rendelenmiş organik kabak

1 büyük avuç doğranmış ıspanak

1 su bardağı hafif pişmiş yeşil mercimek

1 su bardağı taze badem unu- biz evde kendimiz yapıyoruz

1 adet vegan yumurta

deniz tuzu

karabiber

tarif:

vegan yumurtayı hazırlamak için 1 yemek kaşığı öğütülmüş keten tohumunu 3 yemek kaşığı ılık su ile karıştırın. mücverin kalan malzemelerini hazırlarken vegan yumurtanız yavaş yavaş katılaşmaya başlayacaktır.

vegan yumurtanız katılaştıktan sonra tüm malzemeleri orta boy bir kabın içinde iyice karıştırın

1 yemek kaşığı zeytinyağı tavada ısıtın

mücver malzemesini yemek kaşığı büyüklüğünde toplar şeklinde sıcak tavaya koyun ve kenarları kızarıncaya kadar pişirin, sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin

sıcak olarak ya da isterseniz oda sıcaklığında servis edin

*mücverleri fırında da pişirmeyi tercih edebilirsiniz, bu durumda fırını 200 dereceye ısıtın ve fırın tepsisine yağlı kâğıt serin. mücverleri 8-10 dakika kadar, dışları kızarmaya başlayana kadar pişirin sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin.

 

 

 

 

bu hafta neler okuyoruz

bu hafta neler okuyoruz…the berenstain bears: mama’s new job.

hiç abartmadan bizim evde 100 tane berenstain bears kitabı olduğunu söyleyebilirim. çok amerikan tarzı bir seri olan the berenstain bears kitaplarını ben ve kız kardeşim çocukluğumuzda hep okumuşuzdur, annemin dönemine tam yetişememiş olsa da annemden 8 yaş küçük olan dayımın çocukluğunda okumuş olduğundan yüzde yüz eminim.

kitapların hikayeleri de çizimleri de karı koca olan stan ve jan berenstain’e ait olan kitapların ilki 1962 senesinde yayınlanmış.  çocukların ve ailelerin hayatta karşılaştıkları birçok konuyu elle alan kitaplar aslında her dönem için uygun- 1960lar, 70ler…2010lu seneler…kitaplar hepimizin karşı karşıya kaldığı sorunlara ve gerçeklere olumlu ve eğitici bir şekilde yaklaşıyorlar.

mama’s new job kitabı son birkaç aydır bizim evde alegra ile en çok okuduğumuz kitaplardan biri oldu.  ocak ayında bir arkadaşımla birlikte ufak bir yazıhane tutmaya karar verdik.  İkimizde kendi işimizi yapmaya çalışan kadınlarız, aile büyütmeye çalışan anneleriz ve bunları yaparken kendimize ait bir alanın olmasının verimli olacağını düşünerek girdik bu ortaklığa.  olay aslında şu şekilde gelişti…ikimiz de birbirimizden habersiz bir şekilde kendimize ofis tutmayı düşünüyormuşuz.  özellikle gündüzleri çocuklarımızın okulda oldukları saatlerde evin dışına çıkıp işlerimize konsantre bir şekilde çalışmak istiyormuşuz.  onun işleri daha ticari bazlı, tekstil işler…benim ise o sırada henüz aklım fikrim sadece yazmak ve yaratmak ile doluydu.  bir gün kızlarımız oynarken biz de kahve içerken ikimizin de ortak hedefi ortayı çıkınca hiç vakit kaybetmeden evlerimize yakın ufak bir daire bulduk ve hemen taşındık!

son 4 aydır elimden geldiği kadar gündüzlerimi ofiste geçirmeye çalışıyorum… evde 2-3 saatimi alan yazıları ve projeleri ofiste neredeyse yarı zamanda bitirebiliyorum!  eve yorgun da gelsem en azında huzurlu geliyorum ve bilgisayarıma pek bakmadan gönül rahatıyla kızlarla oyun oynayabiliyor, sohbet edebiliyorum.  büyük kızlar duruma hemen alıştılar, zaten onların da günleri dopdolu neredeyse nefes alacak vakitleri olmadan hızla geçiyor.  alegra için bu yeni süreç biraz farklı oldu. ben en son bu kadar yoğun bir biçimde evden uzak olduğumda o daha bayağı ufaktı, şimdi çok daha çok her şeyin farkında.  bazen biraz stres olabiliyor, duygusallaşıyor…işte o günler akşam yatmadan evvel mama’s new job kitabını okumaya çalışıyorum…

kitabı kısaca özetlemek gerekirse birçok annenin yaptığı şekilde mama bear her gün bütün gün ailesinin tüm işleriyle ilgileniyor.  ev işi, çocuk bakımı, yemek yapma, ders çalıştırma, oyun oynatma derken mama bear’in kendi hobilerine pek vakit kalmıyor.  bir gün tesadüfi bir şekilde kendi diktiği örtüleri görenler satın almak isteyince kendisine bir el yapımı örtü mağazası açmaya karar verir…mağazayı hazırlarken, ilk açılırken her daim yanlarında olan anneleri bir anda evde yok olunca çocuklar şaşırır.  ama birkaç hafta içinde yeni ve daha keyifli bir düzene girerler.  çocuklar kendi işlerini gururlar yapmaya başlarlar, hatta evdeki bazı işlere de yardımcı olmanın gururun yaşarlar.  mama bear ise eve geldiğinde yorgun da olsa çok neşeli gelir, kazandığı paraların bir kısmıyla da ailesini özel gezilere çıkarabilince de o da kendine göre yeni gururlar yaşar.

bir evin düzenin değişmesi hiçbir zaman kolay değildir.  anne olduğum günden beri de yerine göre kendi arzularımı ve ihtiyaçlarıma öncelik vermek bana hep zor gelmiştir.  ama kızlarım büyüdükçe ve aslında kendim de olgunlaştıkça kızlarımızın (ve oğullarımızın da) önünde üreten, çalışkan ve özgür kadın rol modellerin de yer almalarının ne kadar değerli olduğunu daha net görmeye başladım.  1984 senesinde yayınlamış olan mama’s new job kitabı otuz sene geçse de hala güncel…annemde bana okumuştu, ben de kızlarıma… bazen zor da gelse kendime bir alan isteyerek, bu isteğimden vazgeçmeyerek, üretmeye ve yaratmaya devam ederek inanıyorum ki kızlarıma iyilik yapıyorum…ümit ediyorum ki 20-30 sene sonra onlar da kendi işleri yapan birer kuvvetli anne olurla ve artık okunmaktan yıpranmış olan mama’s new job kitabını kendi kızlarına gururla okurlar.

haftanın mücverleri!!

bu sene kışın son ayları hiç beklemediğimiz kadar yoğun geçti…. kızların okulları ve okul sonrası faaliyetleri, benim kendi işlerim ve koşturmalarım, evin genelde hafif bir kaotik hal alması…  şubat, mart ve nisan ayları nasıl geçti hiçbirimiz tam olarak anlayamadık!

haliyle bu yoğunlukta bazı işler normal rayından çıktı- anne olanların da bildiği gibi genelde bir kenara bırakılan işler de hep annelerin işleri olur.  her ne kadar kendimize vakit ayıracağımıza, ne olursa olsun bizi mutlu eden şeyleri en az günde bir kere yapacağımıza kendimize söz versek de maalesef bu sözleri yerine getirmek bazen pek mümkün olamıyor.  sene başında kendime ne olursa olsun haftada bir gün istanbul’da üç güzel’e hiç olmazsa mücver tarifleri koyacağım diye söz vermiştim.  ama ne kadar uğraşmış olsam da, mücverleri hazırlayıp fotoğraflarına çeksem de, bir türlü tarifleri yazılmış oldukları küçük kağıtlardan bilgisayarıma geçiremedim!  bu ufak son adımı atamamış olmak da o kadar ilginç oldu ki, nedense yapmadıkça yapamadım…gitgide hevesim de kaçmaya başlamıştı.

ta ki geçen hafta sonu çok enerjik ve yapıcı bir arkadaşım Linda ile vakit geçirme şansımı olana kadar.  kendisi sıfırdan bir tekstil şirket kurmakla meşgul, iki küçük çocuk annesi…neşesi, hevesi ve “hadi sen yaparsın” bakış açısı bana bir iyi geldi ki hemen tarifleri toparlayıp uzun ama güzel bir post hazırlamaya başladım!

aşağıdaki tarifler kış sebzelerinin sonlarını kullanarak yaptıklarımız, hepsi birbirinde güzel oldu doğrusu ve tekrar okudukça anladım ki bütün kış yemiş olmamıza rağmen açıkçası balkabağına, karnabahar ve pazıya henüz doyabilmiş değilim….

haftanın mücverleri!!

*malzeme listelerini önce yazdım, genel tarifi postun en altında bulabilirsiniz*

tatlı patates

tatlı patates, ıspanak ve sarı mercimekli mücver

1 adet rendelenmiş orta boy tatlı patates

1 büyük avuç doğranmış ıspanak

1 su bardağı az haşlanmış sarı mercimek

1 adet çırpılmış organik yumurta

köri tozu

deniz tuzu

karabiber

*malzemeleri karıştırırken nohutların yarısını hafif ezmek çok güzel oluyor*

alabas?

alabaş, patates ve pazılı mücver

1 adet orta boy rendelenmiş alabaş

1 adet rendelenmiş ufak patates

1 büyük avuç doğranmış pazı

1 adet çırpılmış organik yumurta

1 su bardağı organik badem unu

kırmızı pul biberi

deniz tuzu

karabiber

*alabaşı pazarda görüp hep çok merak ederdim, mücverin içinde harika oldu, çocuklar bile beğendiler! *

mercimek-brocoli-onion-mucver.jpg

bezelye, ıspanak ve kırmızı soğanlı mücver

1 su bardağı az haşlanmış bezeyle (henüz taze bezelye çıkmamıştı biz bunları yaparken- onun yerine donmuş kullandık ve gayet güzel oldu)

1 büyük avuç doğranmış ıspanak

1 adet ince doğranmış ve az zeytinyağı ile tavada pişirilmiş kırmızı soğan

1 adet çırpılmış organik yumurta

deniz tuzu

karabiber

*soğanları önceden pişirmek ayrıca güzel bir tat verdi, kesinlikle bu şekilde yapmanızı tavsiye ederim*

cauliflower mucver

karnabahar, sarı mercimek ve kara lahanalı mücver

½ kafa küçük kesilmiş karnabahar

1 su bardağı az pişmiş sarı mercimek

1 büyük avuç doğranmış kara lahana

1 adet çırpılmış organik yumurta

toz zerdeçal

deniz tuzu

karabiber

pirasa

brüksel lahanası, ıspanak ve nohutlu mücver

7-8 adet ince doğranmış brüksel lahanası

1 büyük avuç doğranmış ıspanak

1 su bardağı az haşlanmış nohut

1 adet çırpılmış organik yumurta

deniz tuzu

karabiber

kışın sonlarına doğru haftalar o kadar çabuk geçmeye başladı ki bazı haftalar maalesef ancak mücverleri pişirip keyifle yiyip bitirdikten sonra fark ettim ki fotoğraf çekmeyi unutmuşşum! görsel olmasa da yine de tarifleri paylaşmak istedim…

brokoli, yeşil mercimek ve kırmızı soğanlı mücver

½ kafa küçük kesilmiş brokoli

1 su bardağı az pişmiş yeşil mercimek

1 adet ince doğranmış ve az zeytinyağı ile tavada pişirilmiş kırmızı soğan

1 adet çırpılmış organik yumurta

deniz tuzu

karabiber

*tavada pişmiş kırmızı soğanları o kadar çok sevdim ki neredeyse her yemeğe eklemek geliyor içimden! *

pırasa, tatlı patates ve kırmızı soğanlı mücver

3 adet ince doğranmış pırasa

½ adet rendelenmiş tatlı patates

1 adet ince doğranmış ve az zeytinyağı ile tavada pişirilmiş kırmızı soğan

1 adet çırpılmış organik yumurta

1 su bardağı organik badem unu

kırmızı pul biberi

deniz tuzu

karabiber

*evet, yine kırmızı soğan var :))))*

tüm mücverlere uygun genel bir tarif:

tüm malzemeleri orta boy bir kabın içinde iyice karıştırın

**eğer malzemelerin arasında baklagiller yer alıyorsa malzemeleri karıştırırken onları çok hafif ezmek faydalı oluyor, hem daha kolay pişiyor hem de peynir veya badem unu kullanmadan mücverin şeklini korumaya yardımcı oluyor. 

1 yemek kaşığı zeytinyağı tavada ısıtın

mücver malzemesini yemek kaşığı büyüklüğünde toplar şeklinde sıcak tavaya koyun ve kenarları kızarıncaya kadar pişirin, sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin

sıcak olarak ya da isterseniz oda sıcaklığında servis edin

*mücverleri fırında da pişirmeyi tercih edebilirsiniz, bu durumda fırını 200 dereceye ısıtın ve fırın tepsisine yağlı kâğıt serin. mücverleri 8-10 dakika kadar, dışları kızarmaya başlayana kadar pişirin sonra da çevirip 2-3 dakika daha pişirin.

artık ilk baharı tam anlamıyla yaşamaya başladık ve bu mevsimin güzel sebzelerini mutfağımızdan eksik etmiyoruz…kuşkonmaz, enginar, bakla, taze bezeyle…yem yeşil, sağlıklı ve lezzetli olan bu sebzelerin de mücverlerini denemek için çok heyecanlıyım!