bu hafta neler okuyoruz… paris kitapları

yeni bir yeri ziyaret ettiğimizde mutlaka bulunduğumuz şehir veya bölge ile ilgili en az bir çocuk kitabı bulmaya çalışırız…bazen boyama kitabı olur, bazen ingilizce olmayıp ziyaret ettiğimiz yerin dilinde olur, bazen daha çocuksu olur, bazen de bayağı donanımlı bir tarih kitabı kıvamında olur.  fakat ne olursa olsun her seyahatimizden anlamlı ve hatıra olabilecek bir kitap ile eve dönmeye gayret ederiz.

en son çıktımız seyahatte paris’i ziyaret etme şansımız oldu.  fransızların kitap kültürü çok küvetli olduğu için bu güzel şehir ile ilgili kitap bulma şansımız yüksekti! hem kendi tarihleriyle ve ulusal kültürleriyle çok gurur duydukları için, hem de neredeyse her köşe başında kitap evi olduğu için paris’te geçirdiğimiz her gün yeni bir kitap keşif edebildik…  (paris seyahatimizi detaylı bir şekilde okumak için buraya tıklayabilirsiniz)

ilk gün le marais bölgesinde girdiğimiz comme un romain kitapevindeki çocuk kitaplarının çoğu fransızca olmalarına rağmen çocuk bölümünde dikkatli bakınca isabelle pellegrini ve camille garoche’un resimli çocuk kitabı marie from paris’i bulduk.

IMG_5232

kitabın kahramanı olan yedi yaşındaki kız çocuğu marie okurlara kendi paris’ini ve hatta fransa’sını tanıtıyor.  paris’in belirli başlı tarihi binaları, parkları ve nehrini gösteren marie aynı zamanda fransız kültürünün de önemli isimlerine de değiniyor.  guignol’un kuklaları, louvre müzesinde asılı olan mona lisa, yemek, müzik ve balenin franszıların hayatlarındaki önemi; hepsinden kısa kısa çocuklara uygun bir şekilde bahsediyor.  kitabın konusu her ne kadar paris olsa da marie hayatındaki bazı geleneklerin de şehir dışında gerçekleştiğini de anlatıyor.  ailesinin şehir dışındaki kır evinden bahsediyor ve her sene noel’de gittikleri provence’ı da anlatıyor.  son sayfada marie okurlarıyla vedalaşıyor ama kitabın eğlencesi böyle bitmiyor.  en arka sayfadaki küçük cepte paris temalı yapıştırmalar ve rengarenk bir poster da mevcut.

shakespeare and co’nun çocuk bölümünde bakınırken de muhteşem bir paris kitabı daha bulduk.  birçok avrupa şehrini yazmış olan salvatore rubbino’nun a walk in paris kitabını alegra görür görmez bayıldı.  alegra’ya benzeyen ufak bir kızın paris’te dedesiyle geçirdiği günü anlatan kitapta yine paris’in tarihi ve kültürü keyifli bir şekilde anlatılmış.  küçük kahramanımız ve dedesi paris’i baştan sona gezip bir sürü önemli bina görüyorlar, değişik mahalle keşif ediyorlar ve müzede dolaşıyorlar.  uzun bir turistik günün sonunda ise kendilerini eiffel kulesinin önünde buluyorlar ve bu harika geçen günü kulede yapılan bir ışık şovuyla kapatıyorlar.

IMG_5236

bir önceki kitabımıza nazaran a walk in paris paris’in ve fransa’nın genel tarihini, kültürünü ve geleneklerini daha ciddi ve detaylı bir şekilde ele alıyor.  yine çocuk dilinde yazılmış ve rengarenk bir kitap olmasına rağmen biraz daha olgun çocukları düşünerek hazırlanmış.  örneğin paris’in meşhur marketlerini anlatırken aynı zamanda fransız peynir çeşitlerini de anlatılıyor olması çok hoşumuza gitti.  benim kızlarım artık etraflarının çok farkındalar; kendileri de böyle detayları görüp merak ediyorlar.  ben de her ne kadar fransız kültürünü bilip sevsem de kitaptaki ayrıntılar kadar bildiğimi iddia edemem.

son olarak uzun yıllardır bildiğimiz ama bir türlü kütüphanemizde henüz yer almayan bir paris kitabı aldık, this is paris.  bu değerli kitabı daha evvelden hep lola’nın kütüphanesinde okuyorduk, lola kapandığından beri bir türlü eve almaya fırsatım olmamıştı.  miroslav sasek tarafından 1959’da yazılmış olan kitap 2004 senesinde günümüzdeki paris’e göre tekrardan uyarlanıp piyasaya sunuldu.  paris’in önemli binaları, mahalleleri, şehirde bulunan sanat eserleri ve insanlarını bir çocuğun bakışı açısında gösteren ünlü ressamın kitabı bize göre her çocuğun kütüphanesinde olmalı.  yıllar önce incelemiş olduğumuz this is paris kitabını eve dönerken yanımızda getirebilmek ayrıca bir keyif oldu.

this is paris

 

sizin paris ile ilgili sevdiğiniz başka kitaplar var mı?  varsa bizimle paylaşırmışsınız? 

 

 

 

haftanın keyfi…thanksgiving’e özel tatlar

bu hafta bizim evde çok yemek pişti…her sene kasım ayında kutlana thanksgiving (şükran günü) bayramı benim için çok değerli. bu kutlamanın hikayesi çok ilginç.  çocuklara geleneksel olarak şu şekilde anlatılır…

amerika’ya ilk yerleşen avrupalılar bu yeni toprakların şartlarını bilmeden gelirler.  tarım nasıl yapılır, neler yetişir; hangi hayvanlar var ve ne şekilde avlanırlar; iklim nasıldır, hangi şartlarda nasıl hava olur bu havalara karşı en iyi ne şekilde korunur?  tüm bu sorulara cevap bulmaya çalışırken birçok göçmen hastalanıp hayatını kaybeder.  hatta o kadar büyük bir fire verilir ki 1620-21 senesinin yaz sonunda gelen 102 kişinin sadece 51’i kış sonuna kadar hayatta kalmayı başarır.  hikâyeye göre kışı geçirebilenler de sadece etrafta yaşayan kızılderililerin yardımlarıyla hayatta kalmamıştır.  bu nedenle kış sonunda avrupalı göçmenler ve kızılderililer bir araya gelir ve büyük bir şükran yemeği yerler.  tabii bu durumda bu yemek kasım ayında değil de mart ayında yapılmış olması gerekir.

pek biz neden kasım ayında kutlama yaparız? hikâyenin bu kısmı da amerika’nın iç savaşı ve o dönem cumhur başkanı olan abraham lincoln’a dayanır.  iç savaş dönemi tüm amerikan vatandaşları için oğlan üstü zor bir dönem olarak geçmiştir.  kuzey güney savaşı olarak anılan bu savaşta kardeş kardeşe karşı; baba oğluna karşı, komşu komşuya karşı çok savaşan olmuş.  hem insani değerlerin ön planda olduğu bu eyaletler arası çatışmada aynı zamanda ekonomik ve siyasi güç dengeleri de ön plandaymış.  maddi manevi çok büyük kayıpların yaşandığı savaşta özellikle kış başı yer alan büyük bir çatışmanın sonrasın lincoln tüm ülke vatandaşlarına moral vermek üzere bugün halen kutladığımız ulusal şükran gününü ilan etmiştir.  her sene kasım’ın son perşembesi kutlana bu bayramın dini değil, ulusal bir kutlama olmasından dolayı her amerikalı için önem taşır.  noel’de veya yılbaşında kapalı olmayan müesseseler bile thanksgiving günü kapalı olur.  ailelerin ve dostların bir araya geldiği bugün de de bol bol yemek pişer ve keyif yapılır!

biz de geleneği hiç bozmamak üzere aynen yemeklerimizi yaptık, soframızı kurduk, şaraplarımızı şampanyalarımızı koyduk ve keyfimize baktık 🙂

bu haftanın keyiflerini bu seneki thanksgiving menümüzden seçtim… geleneksel cranberry sosu, elmalı tart ve (benim favorim olan) balkabaklı tart… menümüzün tatlı kısmını oluşturan bu yemeklerin illa ki şekersiz veya vegan olduğunu söylemem fakat her zamanki gibi hepsi glütensiz!

IMG_5122

kuru cranberry sosu:

geleneksel bir thanksgiving yemeğinde cranberry sauce hindinin yanında servis yapılır.  özellikle hindinin beyaz eti bazen kuru olduğu için bu tarz bir sos iyi gelebiliyor. ben mısır ekmeğiyle yemeği tercih ediyorum- harika bir tatlı/tuzlu kombinasyon oluyor.

malzeme:

250 gram kuru cranberry (yaban mersini)

1 adet ufak doğranmış mandalina

2 çubuk tarçın

4 yemek kaşığı hindistan cevizi şekeri

2 çay kaşığı limon suyu

1.5 su bardağı su

IMG_5125

tarif:

tüm malzemeleri ufak bir tencere içerisinde karıştırın

kaynayana kadar pişirin

kaynadıktan sonra suyunu neredeyse tamamen çekene kadar kısık ateşte pişirin

arzuya göre sosun yarısını robottan geçirebilirsiniz

ılık olarak servis edin

IMG_5152

derin’s apple pie (elmalı tart)

bizim evde elmalı tart işini normalde her sene kız kardeşim derin üstlenir. bu yıl kendisi yeni doğum yaptığı için thanksgiving için amerika’daydı ve tart işi bize kaldı.  çok şükür daha önceki senelerde bize hep göstermişti; alegra ve ben de ellimizden geldiği kadar ona layık bir tart çıkarmaya çalıştık 🙂

malzeme:

1 adet glütensiz tart hamuru (tarifi burada bulabilirsiniz)

4 yemek kaşığı glütensiz un

2 yemek kaşığı limon suyu

1.5 su bardağı hindistan cevizi şekeri

8-10 adet soyulmuş, çekirdekleri alınmış ve ince ay şekliden doğranmış organik elma

bir tutam deniz tuzu

3 çay kaşığı toz tarçın

2 çay kaşığı toz zencefil

½ çay kaşığı rendelenmiş muskat

3-4 adet ezilmiş karanfil

2 yemek kaşığı küçük küpler halinde kesilmiş tereyağı

2 yemek kaşığı çığ krema

1 yemek kaşığı daha hindistan cevizi şekeri

tarif:

fırını 200 dereceye ısıtın

tart hamurunu yuvarlak bir tart kalıbına yerleştirin ve 30 dakika boyunca buzdolabında soğumasını bekleyin

kesilmiş elmaları, limon suyunu, 2 yemek kaşığı hindistan cevizini ve tüm baharatları iyice karıştırın

elma karışımını tart hamurunun üzerine döküp eşit olacak şekilde yerleştirin

üzerine kesilmiş tereyağı parçalarını yerleştirin

kalan tart hamurundan arzu ettiğiniz kalıpları kullanarak değişik şekiller hazırlayın (biz yaprak şekli kullandık)

hamur şekillerini elmaların üzerine yerleştirin

hamur fırçasıyla kremayı üsteki şekillerin üzerine sürün ve istediğiniz miktarda hindistan cevizi şekeri serpin

tartı fırına koyup 200 derecede 20 dakika pişirin

fırının ısısını 180 dereceye indirin ve yaklaşık 50-60 dakika daha tartı pişirin- kenarlardan tartın suyunun yavaşça kaynadığını ve hatta taştığını görene kadar- üstündeki hamurda kızarıp altın rengine dönüşecektir

tartınız piştikten sonra fırından çıkarıp soğuma telinde bekletin

ılık olarak yanında dondurma veya kremşanti ile servis edin

IMG_5130

balkabaklı tart

işte thanksgiving’de olmaz ise olmaz tatlımız- aynı zamanda benim en çok sevdiğim tatlılardan biri! baharatlarla dolu, balkabağının lezzetli ve huzur veren tadından oluşan bu muhteşem tartı her yıl kutlamamız için büyük bir keyifle hazırlar, daha da büyük bir keyifle yeriz…amerika’da hep hazır balkabağı püresi kullanılır; burada ben hiç rastlamadım ve tabii ki evde yapmak çok daha zahmetli ama bu ev yapımı pürenin tartımıza eşsiz bir lezzet kattığımızdan da yüzde yüz eminim!

malzeme:

1 adet glütensiz tart hamuru (tarifi burada bulabilirsiniz)

3 su bardağı organik balkabağı püresi

½ su bardağı akçaağacı şurubu (agave şurubu da kullanılabilir)

3 adet hafif çırpılmış organik yumurta

1 su bardağı krema

2 çay kaşığı toz tarçın

3 çay kaşığı toz zencefil

¼ çay kaşığı rende muskat

3-4 adet karanfil

¼ çay kaşığı toz kakule

1 tutam deniz tuzu

1 çay kaşığı vanilin özü

1 adet yumurta sarısı

tarif:

fırını 200 dereceye ısıtın

tart hamurunu yuvarlak tart kalıbına yerleştirin ve yumurta sarısını üzerine sürün

yaklaşık 10 dakika kadar sıcak fırında pişirin- dokununca sıcak olmalı

tart hamuru pişerken balkabağı püresini, yumurtaları, akçaağacı şurubunu, kremayı ve tüm baharatları el blenderi kullanarak iyice karıştırın

tart hamurunu fırından çıkarıp fırının ısısını 180 dereceye düşürün

balkabaklı karışımı sıcak tart hamurunun üzerine eşit olacak şekilde dökün ve tekrar fırına koyun

40-45 dakika boyunca pişirin- (balkabağı karışımı pişerken sertleşecektir- ortası hala biraz hareketliyken fırından çıkarmaya dikkat edin aksi takdirde tartınız soğuduktan sonra ortası çatlayabilir)

fırından çıkardıktan sonra en az 15 dakika soğuma teli üzerinde soğumasını bekleyin

ılık olarak ve yanında dondurma veya kremşanti ile servis edin

 

IMG_5156

 

 

 

 

 

 

 

glütensiz tart hamuru

bu tart hamurunu biz birçok tarifte kullanıyoruz ve her seferinde çok memnun kalıyoruz! balkabaklı tart, elmalı tart, ıspanaklı kiş hepsinde harika oluyor!  tart hamurlarında kullanılan tereyağı miktarı nedeniyle her biri genelde yoğun bir tat olur, fakat bu tarifte glütensiz karabuğday ununun kullanılmış olması tartların ve kişlerin ağırlıklarını bayağı bir dengeliyor.

malzeme: (2 adet tart hamuru için)

2.5 su bardağı glütensiz karabuğday unu (biz sinangil markayı tercih ediyoruz)

1 çay bardağı şeker

1 çay bardağı tuz

1 su bardağı küçük küpler halinde doğranmış tereyağı

çok soğuk su

tarif:

tüm kuru malzemeleri orta boy bir kapa koyun

kesilmiş olan tereyağlarını yavaş yavaş ekleyin ve hamuru yoğurmaya başlayın

4 yemek kaşığı kadar soğuk suyu ekleyin ve karışımı yoğurmaya devam edin

eğer tam olarak hamur kıvamına henüz gelmediyse ve hala yapışmaya küçük hamur parçaları var ise azar azar soğuk su eklemeye devam ederek tam bir hamur haline gelene kadar devam edin

hamur kıvamına gelince ellinizdeki hamuru ikiye bölün ve büyük küreler haline getirip birer birer streç filmine sarın

en az 1 saat buzdolabında beklettikten sonra tart hamurunuzu istediğiniz yöntem ile 2 santimetre kalınlığına gelene kadar açın ve tart kabınıza yerleştirin

tart veya kiş tarifinize göre pişirin

*bu tarif martha stewart everyday food’dan esinlenilerek hazırlanmıştır

*glütensiz tart hamuru tarifi daha önce DM Stil websitesinde yayınlanmıştır

hep birlikte gezerken…paris’te üç büyülü gün…

ailece en son üç-dört sene önce paris’i ziyaret etmiştik.  o seferki ziyaretimizde kızlar halen çok ufaklardı; birkaç gün eurodisney’i gezdikten sonra paris’in merkezine geçmiştik ve açıkçası bayağı yorucu bir seyahat olmuştu.  ne kızlar ne de biz ebeveynler seyahatten fazla bir şey anlayamamıştık. hatta seyahatin sonunda evimize döndüğümüzde erim ile birlikte uzun bir müddet tekrar paris’e gitmeme kararı almıştık.

fakat bu dönem erim’in yeğeni aylin paris’te dil kursuna gitmeye karar verince biz de acaba tekrar bir denesek mi diye düşündük.  asya ve alara da çok heveslendiler, paris’i gezme ve şehir de keyif yapma fikri onlarında hoşlarına gidince biz de yavaş yavaş planlarımızı yapmaya başladık.

erim ile ben tam yirmi yıl önce yine son bahar aylarında paris havalimanında tanışmıştık.  çok tesadüfi ve romantik bir tanışma olmuştu; aile hayatımızın da bu şehirde başlamış olmasından dolayı paris’in hep bizim için yeri ayrıdır.  bu nedenle de baş başa olsun, çocuklu olsun paris sokakları her zaman bana çok büyüleyici gelir.

yeni bir yeri keşif etme hedefiyle le marais bölgesinde bulunan le pavillion de la reine otelinde kalmaya karar verdik. inanılmaz tatlı bir otel, adeta bir aile tarafından işletiliyormuş gibi bir havası var.  sabah kahvaltısı şahane… otelin lobisinde yer alan tatlı açık büfe kahvaltıdan hepimiz ayrı ayrı büyük keyif aldık.  normal bir lobi gibi düşünmeyin; lobiyi öyle bir yapmışlar ki sanki kendi evinizde rahat koltuk ve kanepelerde oturmuş sıcacık yanan bir şömine karşısında yemek yiyormuş gibi hissediliyor.

otelin konumu da eşsiz.  kapıdan çıkar çıkmaz karşınıza la place de vosges’un şahane parkı çıkıyor…parkın etrafından bir sürü minik sanat galerileri, kafeler ve butik mağazalar mevcut.  minik ara sokaklarda dolaşmak son derece keyifli ve etrafta yemek yemek için her biri birbirinde güzel küçük mekanlarda bulduk…

otelde sabah uzun uzun keyif yaptıktan sonra günlerimizin geri kalanlarını bol bol gezerek geçirdik.  yürürken etrafı görmek ve tanımak çok daha kolay olduğu için genelde bu tip şehir seyahatlerinde yürümeyi tercih ediyoruz.  nereye gitsek yanımızda alegra için ufak bir scooter taşıyoruz, bunun sayesinde o da bize rahat rahat yetişebiliyor.

paris’e uçmadan önce kızlarla oturup biraz plan yaptık.  her ne kadar tercihlerimiz biraz ayrı ayrı olsa da ilk önceliğimizin dengeli bir seyahat geçirmenin ve birlikte vakit geçirmenin olduğuna karar vermiştik.  müze gezmek, alışveriş yapmak, güzel yemek yemek, açık havada vakit geçirmek, genel bir avrupa havası almak…tercihlerimiz bu şekildeydi.  biz de programımızı yaparken her gün az da olsa her birine vakit ayırmaya özen gösterdik.

müze olarak iki müze seçtik.  paris’teki ilk tam günümüzde eski tren garında yer alan ve ağırlıklı fransız sanatçılarına yer veren musee d’orsay’i gezdik.  sonraki gün ise çok meşhur olan louvre müzesine gittik.  louvre müzesi o kadar büyük ki içeriye girer girmez sadece eski mısır eserlerinin bulunduğu bölüme konsantre olmaya karar verdik.  alegra ilk defa mumya ve lahit görüyordu ve çok ilgisini çekti; hatta o kadar etkilendi ki eve döndüğümüzde ‘keşif ediyoruz’ başlıklı ingilizce ödevinin de bu konuda yapmaya karar verdi.  tabii ki aynı binanda bulunan mona lisa’yı da görmeden louvre’dan ayrılmadık!  (çok önemli bir not, müze girişleri çok kalabalık oluyor- biletlerinizi mutlaka önceden internetten alın!)

 paris’e kadar gitmişken neredeyse müze haline gelmiş shakespeare and co kitapçısını da kaçırmadık.  1919’da kurulmuş olan bu muhteşem kitapçı birçok önemli yazar ve esere ev sahipliği yapmış.  kitapçının bulunduğu binanın kendisi de görülmeye değer; minik merdivenler, araya sıkışmış oturma yerleri ve ufacık yataklar ve şahane tatlı bir çocuk bölümü…orada geçirdiğimiz her dakikanın keyfini dibine kadar çıkardık ve kapıdan çıkarken her birimizin elinde dopdolu bir kitap çantası vardı!

hiç beklemediğim bir şekilde le marais’de alegra’ya uygun birçok güzel mağaza da bulduk.  asya ve alara bir akşam üstü kendileri gezmeye çıkmak isteyince biz de erim ile alegra’yla takılırız deyip plansız bir şekilde dolaşmaya çıktık.  ilk durağımız tabii ki bir kitapçıydı 🙂 comme un roman kitapçısında çoğu çocuk kitabının fransızca olmasına rağmen uzun uzun oturup rengarenk kitaplara bakıp eğlendik.  ben ödemeyi yaparken erim ve alegra hızla kitapçının yanında yer alan jean paul hevin chocolatier çikolatacısını bulup benden habersiz bir sürü çikolatanın tadına baktılar; beş dakika sürmeden en çok sevdikleri çeşitleri poşete doldurup yanıma döndüler!  yine aynı sokakta bibi idea shop diye süper bir concept store’a rastladık…minik defterler, rengarenk su mataraları, saklama kapları ve beslenme torbaları, yılbaşına uygun ufak hediyelerle dolu olan raflara bakmaya doyamadık.  son olarak da yıllardır internette görüp bayıldığım ama hiçbir zaman gerçek mağazasına gidemediğim bonton mağazasına uğradık. yılbaşı havasına erkenden girilmiş, her köşesi ışıl ışıl parlayan mağazadan hiç çıkmak istemedik!

IMG_4890

 

gezmelerimizin arasında bir de harika lokantalarda yemek yedik ve muhteşem kafelerde kahveler (ve şampanyalar) içip keyif yaptık! bu sefer lokantaları öyle bir seçtik ki hemen hemen hepsini ilk defa deneyecektik…

ilk akşam daroco diye çok şık bir italyan lokantasına gittik; pizza ağırlıklı olan menüdeki her pizza şahane gözüküyordu! her biri lokantanın ortasında yer alan görkemli bir taş fırın sayesinde tap taze pişip servis ediliyor.  glütensiz pizza opsiyonu yoktu ama aylin için harika bir vegan pizza hazırlayabildiler.  sonraki akşam ise montmartre bölgesinde yer alan le coq rico lokantasında zar zor yer bulabildik.  alegra’nın deyimiyle ‘tavukçu’ olan lokantada sadece tavuk değil her yemek lezizdi.  ben deniz tarağı yedim; aylin için harika mevsim sebzeleri hazırladılar, erim ve kızlar ise tam kıvamında pişmiş bir bütün tavuk paylaştılar- servis olsun, yemekler olsun, şarap listesi olsun- her şey mükemmeldi.  son gece artık biraz yorulmuştuk ve daha basit bir yemek yiyelim istedik.  le marais bölgesindeki breizh cafe krepçisine gitmeye karar verdik ve o kadar doğru bir karar oldu ki! sadece tatlı değil tuzlu krep de yapan bu meşhur krepçide ağırlıklı normandy bölgesinden gelen yüzde yüz organik ve doğal olarak glütensiz olan karabuğday unu kullanılıyor.  bunun duyunca benim heyecanımı siz düşünün artık! bir sürü değişik krep sipariş ettik- herkes birbirininkini denedi ve karnımız tok huzurlu bir şekilde otelimize döndük.

öğlenleri de bir bu kadar güzel yemek yedik 🙂 ilk gün le marais’in göbeğinde olan cafe charlot’ta geleneksel fransız bistro yemekleri tattık…füme somon, antrikot, soğan çorbası, vinagret soslu avokado…kendimizi iyice paris’li hissettik.  sonraki gün tanınmış markaların yer aldığı avenue montaigne’da olan l’avenue restoranın meşhur incecik patates kızartmalarını ve fransız üslü dil balığını yiyip keyifle etrafımızı seyrettik.  son öğlenimiz ise daha önce hiç gitmemiş olduğumuz ve eşsiz bir eiffel kulesi manzarası olan girafe restorana gittik.  deniz mahsulleri ağırlıklı olan menüde ayrıca çok güzel bir bonfile de vardı; tatlılar ise dehşetlerdi!

tüm bu yemeklere rağmen akşam üstleri kısa da olsa kahve molası da verdik.  le marais’de fragments cafe’de organik kahveler içip glütensiz armutlu kek denedik; bir paris klasiği olan laduree’de çay içip rengarenk macaronlar yedik; saint germain’in efsane kafesi olan cafe de flore’deyse açıkçası ben keyifle şampanya içerken kızlar da aynı keyifli gerçek kremalı sıcak çikolatanın tadını çıkardılar.

 

paris seyahatimiz baştan sona sakin ve huzurlu geçti desem yalan olur.  üç çocuk, iki yetişkin, herkesin yapmak istediği (ve istemediği) şeyler, kalabalık müzeler, ara sıra yağmurlu havalar, yanlış gelen siparişler- bunlardan etkilenmedik diyemem tabii ki! ama gerçekten inanıyorum ki çocuklar (ve bizler de) bu ufak tefek zorlukların karşısında sabırlı olarak, etrafımızdaki insanlara açık ve sevgi dolu davranarak ve kendimizin dışında bir dünyanın olduğunu görerek ve kabul ederek gelişiyoruz ve büyüyoruz.

dünyanın her bir noktasına ulaşması çok olan bir şehirde yaşamamız büyük bir şans.  kızların da genç yaştan gezmeye başlayabilmeleri ise ayrıca büyük bir şans.  gezerek, görerek, duyarak, tadarak ve keşif ederek birer dünya vatandaşı olacaklarına inanıyorum- kısa ve tatlı paris seyahatimiz de bu yolculuğun değerli bir parçası oldu.

haftanın eğlencesi…neon yaprak baskısı

geçtiğimiz hafta kızların tatili için önce paris’i sonrada londra’yı ziyaret etmek üzere çok keyifli bir seyahate çıktık… şansımıza hava çok güzeldi, tam anlamıyla son bahar havası yakaladık…ne sıcak ne soğuk, fazla rüzgâr yoktu ve bir günün haricinde yağmur da yapmadı.  sabahları serin bir havaya uyanıyordum ama gün içinde hava iyice ısınıyordu; günlerimizin çoğunu bu iki güzel şehirlerin sokaklarını keşif ederek geçirdik.   ev dışında olduğumuz için tabii haftanın eğlencesini yapmak pek mümkün değildi ama seyahatimiz boyunca yürürken güzel son bahar yaprakları gördük toplayamasak da fotoğraflarını çekip görsel olarak da olsa eve dönerken yanımızda getirdik!

istanbul’a dönünce burada da sokaklarda halen kuru yaprak bulunca çok sevindim.  kaç zamandır aklımda yaprak baskısı yapmak vardı, son bir son bahar faaliyeti olarak pazar akşam üstü malzemelerimizi topladık ve işe kurulduk.

bu sefer biraz da değişik boyalar kullanmaya karar verdik…son bahar renkleri yerine bu sefer ikea’dan bayılarak aldığımız neon renk boyalar kullandık.  boyaların sıkmalı olmaları işimizi pek bir kolaylaştırdı; baskıları metal tepsi üzerinde yapmak ise temizlik açısından çok akıllıca oldu.  baskılarımız bitince temizlik yapmamız on dakikayı geçmedi!

malzeme:

istediğiniz miktarda çeşitli kuru yapraklar

evde bulunan herhangi bir boya çeşidi (biz bunları kullandık)

yapışmayan bir fırın tepsisi

beyaz kâğıt

tarif:

boyları sıkarak veya minik kaşıklarla fırın tepsisine renklerin ayrı olacağı şekilde dökün

kuru yaprakları tek tek boyaların üzerine yaptırıp elinizle bastırın

yaprakları yavaşça kaldırıp boyalı tarafını beyaz kâğıdın üzerine yerleştirip tekrar bastırın

dikkatli bir şekilde yaprağı kaldırıp kenara koyun- kağıdınızın üzerinde rengarenk bir yaprak baskısı olmuş olmalı

haftanın keyfi…balkabaklı kahvaltı kurabiyeleri

son bahar mevsimi bizim evde çok keyifli ve bol kutlamalı bir şekilde geçer…cadılar bayramı, kasım sonundaki şükran günü, kızların ara tatili…her biri ayrı bir keyif.  havaların serinlemesiyle evde geçirdiğimiz vakit de artıyor; sofra etrafında sohbetler olsun, akşam üst yaptığımız faaliyetler olsun, mutfakta değişik yemek denemelerimiz olsun hepsi bizim evde son baharın geldiğinin işaretidir.

bu mevsimin meyveleri de ayrı bir güzel…en çok sevdiğimizden biri de balkabağı!  şimdi diyeceksiniz ki balkabağı sebze değil mi?  ben de geçtiğimiz gün bu tarifi hazırlarken bu konunun araştırmasını yaptım…balkabağı çekirdekli ve yenilir bir gıda olduğu için meyve kategorisine giriyormuş.  bunu araştırırken birkaç ilginç bilgi daha da buldum…100 gram balkabağında sadece 27 kalori varmış fakat bunun yanı sıra aynı miktar balkabağında yüksek ölçüde sağlıklı lif, a ve c vitaminleri, potasyum ve magnezyum da mevcutmuş.  yani anlayacağınız balkabağı hem yetişkinler hem de çocuklar için oldukça sağlıklı ve faydalı bir besin.

biz evde sık sık balkabağından çorba ve püre yapıyoruz; sebze yemeklerine katıyoruz ve fırında pişirip balığın veya etin yanında da yiyoruz.  tabii kutlamalarda çok geleneksel olan balkabaklı tart da bu dönemde en az haftada bir gün pişiyor!

bu haftanın keyfini hazırlarken balkabağını değişik bir şekilde kullanıp hem keyifle yenilecek hem de tarta nazaran daha sağlıklı olacak bir tarif oluşturmaya çalıştım.  denemelerin sonunda ortaya çıkan kahvaltılık kurabiyelerde hiç şeker yok, her zamanki gibi glütensizler ve ayrıca da veganlar.  akşam üstü atıştırması olarak veya yoğun bir sabahta kahvaltı yerine yemek için harika bir alternatif. bu hafta tarifte de göreceksiniz ki iki türlü denedim- çocuklar için biraz siyah çikolata ekledim; yetişkinler için ise sade pişirdim.  her tadına bakan bayıldı…umarım sizlerde beğenirsiniz! afiyet olsun 🙂

malzeme:

1.5 su bardağı glütensiz yulaf ezmesi

½ su bardağı badem unu

4 yemek kaşığı chia tohumu

2 çay kaşığı toz tarçın

1 çay kaşığı toz zencefil

4-5 tane karanfil

1 çay kaşığı deniz tuzu

6-7 yemek kaşığı kuru yaban mersini (cranberry)

6-7 yemek kaşığı kabak çekirdek içi

1 su bardağı balkabağı püresi

4 yemek kaşığı eritilmiş hindistan cevizi yağı

5-6 adet kuru hurma (10 dakika suda beklettikten süzün sonra blenderden geçirip püre haline getirin)

2 adet vegan yumurta (tarif için buraya tıklayın…arzuya göre normal yumurta da kullanılabilir)

**ve isterseniz 1-2 avuç küçük parçalar halinde kesilmiş siyah çikolata**

tarif:

fırını 180 dereceye ısıtıp fırın tepsisine yağlı kâğıt serin

büyük bir kapta yulafı, badem ununu, yaban mersinlerini, kabak çekirdek içlerini, baharatları ve tuzu karıştırın

balkabağı püresini, hindistan cevizi yağını, hurma püresini, vegan yumurtaları (ve kullanıyorsanız çikolata parçalarını) da ekleyip iyice karıştırın

hamuru yemek kaşığı büyüklüğünde alarak fırın tepsisine yerleştirin

pişerken yayılmayacakları için her bir kurabiyenin üzerine hafif bastırarak biraz daha yayvan bir hale getirin

15-18 dakika boyunca pişirin- kurabiyelerin kenarları hafif kızaracaktır

kurabiyeleri fırından çıkardıktan sonra soğuma teli üzerinde soğumalarını bekleyip hava almayacak şekilde metal veya cam saklama kabının içerisinde 5 güne kadar muhafaza edebilirsiniz

 

 

“vegan yumurta”

vegan yumurta yapmak aslında çok kolay…sadece iki malzemeden oluşur ve 10 dakika da hazırlanır.  her türlü tarifte yumurta yerine kullanılabilir; biz hem hamur işlerinde hem de geçen sene yaptığımız haftanın mücverlerinde de kullandık gerçek yumurtada hiç bir farkı olmadı.

malzeme:

1 yemek kaşığı öğütülmüş keten tohumu

3 yemek kaşığı ılık su

tarif:

ufak bir kasede keten tohumunu su ile karıştıp katılaşması için 10 dakika bekleyin

tarifinizde istenilen her bir yumurta yerine 1 adet vegan yumurta yapıp kullanabilirsiniz

haftanın eğlencesi…simli örümcek ağları

bu hafta 2018 cadılar bayramı sezonu kapatmadan önce bir de cadılar bayramı temalı bir eğlence de yapalım dedik.  alegra asistanlık yapmak istedi ve değişiklik olsun diye bir video çekmeye karar verdik.

sizin de bildiğiniz şekilde bu aralar video üzerinde blog yapmak- bir başka adıyla vlogging- çok yaygın bir hale gelmeye başladı.  özellikle alegra’nın etrafındaki çocukların da çok ilgisini çeken bu vloggerların bazılarını açıkçası pek beğenmiyorum ve mümkün oldukça alegra’nın çok fazla izlemesine de izin vermiyorum.  ama faaliyet olsun, basit yemek tarifleri olsun bunların nitekim daha faydalı ve değerli olduklarına inanıyorum- hatta kendimde bazen bu nasıl yapılır tarzındaki videolardan yararlandığım da oluyor (örneğin geçen hafta evdeki fırının saati arıza yaptığında direkt fırının modelini ve saat nasıl düzeltilir diye yazdığım ve beş dakikada problemi hal etmiştim!). işte biz de bu hafta sizin de hoşuna gideceğini düşündüğümüz gayet kolay ama keyifli bir faaliyet videosu paylaşalım istedik…iyi seyirler!!

** malzeme listesi ve tarifi yine de aşağıda yazdım, bazen yazılı görmeye de ihtiyaç duyulabiliyor**

malzeme:

1 adet siyah karton kâğıt

1 adet şırınga veya damlalık

sıvı beyaz tutkal

istediğiniz renklerde toz sim

tarif:

şırınga veya damlalığı kullanarak kâğıdın üzerine tutkal ile örümcek ağlarına benzeyen şekiller çizin

tutkalın üzerine bol bol toz sim dökün

5-10 dakika kurumasını bekleyin

fazla olan toz simleri silkeleyin- geriye şahane bir simli örümcek ağısı kalacaktır

 

bu hafta neler okuyoruz…. zombelina

cadılar bayramı haftası geçmiş olmasına rağmen, bizim evde neredeyse aynı heyecan ve heves ile kutlamanın tadını çıkarmaya devam ediyoruz!

bu haftanın kitabı da tam cadılar bayramına uygun olan zombelina kitabı.  kristyn chow tarafından yazılmış ve molly idle’ın çizimleriyle canlandırılan hikâye alegra ve arkadaşlarına çok uygun bir temayı ele alıyor.

alegra’nın yaşındaki kızlar bu aralar zombiler, cadılar ve canavarlara çok meraklı oldukları için zombelina adını görür görmez hoşlarına gideceğini tahmin etmiştim.  kitabın ana fikrinin birbirimizden değişik olsak da hepimizin sevilmesi gerektiği olması ise kitabı benim için daha da değerli kıldı.

zombelina adında küçük bir kız çocuğu bale dersi almak isteyince ailesi onu hemen oturdukları şehirdeki bale okuluna yazdırır.  tabii ki zombi olmayıp da canlı olan kızlardan çok farklı bir şekilde hareket eden ve hatta yerine göre kolları ve bacakları vücudundan ayrılan zombelina sınıfta bir hayli dikkat çeker; ve sınıf arkadaşları tarafından da pek sevilmez.  ama herşeye rağmen bale hocası zombelina’yı olduğu gibi kabul eder ve ona yaklaşan gösteride güzel bir rol takdim eder.

şov gecesi gelir; tüm kızlar heyecanla sahne çıkmak için süslenip püslenirler ve gösteri başlar.  zombelina sahne alınca ailesi büyük bir gururlar alkışlayarak ayağa fırlarlar.  salondaki diğer seyirciler ise bu canavar aileyi görünce korkularından koşarak gösteriyi terk ederler.  ilk etapta üzülen zombelina sonra ailesinin devam eden tezahürat sayesinde dansına son selama kadar sürdür.  eve dönünce kutlamalar başlar ve güzel bir parti ile akşam sona erir.

bir cadılar bayramı hikayesi olmanın yanı sıra hikâyede çok önemli temalara değinilmesi özellikle dikkatimi çekti.  pes etmemek, özgüvenli olmak, aile bağlarına önem vermek, saygılı olmak ve sevgi dolu olmak- zombelina bütün bu konuları en tatlı ve yumuşak şekilde vurguluyor.  -heyecanlı ve bazen biraz çılgınca kutlamaların sezon olsa da cadılar bayramında da bu değerlere biraz da olsa tekrar değinmek hepimiz için iyi oldu.

4-8 yaş için uygun olan zombelina serisinin ayrıca yılbaşı dönemine uygun zombelina dances the nutcracker kitabı ve okula başlangıç dönemini canlandıran zombelina school days kitabı da mevcut.

cadılar bayramı 2018!!!

cadılar bayramı öyle birşey ki her sene en çok bu sene eğlendik desek de bir sonraki sene yine çok eğleniyoruz, yine en güzeli buydu diyoruz.  bu sene de yine aynı şekilde muhteşem bir parti ile keyifli bir kutlama yaptık…

asya ve alara’nın tam sınav haftasının ortasına denk gelmesi biraz kotu olmuş olsa da 31 ekim’in çarşamba gününe denk gelmesi bir yandan da güzel bir tesadüf oldu.  çarşambaları alegra’nın okuldan erken çıktığı gün olduğu için arkadaşları erkenden bizde toplandılar ve uzun uzun da kalabildiler!

bütün kızlar bizim eve hemen hemen aynı saatte gelebildikleri için hep birlikte kostüm giyinip günün havasına girmeye başladık.  kostümler ve karakterler birbirinde yaratıcı ve güzeldi; bu sene herkes çok heves etmiş ve güzel hazırlanmışlardı- bakmaya doyamadım.  isteyenlere makyaj yapması için harika bir abla da gelmişti; ne makyajlar istediler neler… vampirler, zombiler, cadılar, canavarlar…ne ararsanız vardı! hepsi de birbirinde korkunçtu gerçekten (arada bir kedimiz, bir balkabağımız, bir de youtuber’ımız da vardı).

giyinme ve süslenme vakti bittikten sonra biraz faaliyet masasına vakit ayırdık (beni bilen bilir, çocuklar kadar çok- hatta belki de çocuklarda daha fazla- faaliyet yapmayı severim).  bu sene koşturmaya ve hazine avına daha çok vakit kalsın diye alegra faaliyetleri biraz azaltmamı rica etmişti, bu nedenle sadece üç tane yapalım dedik ama yaptıklarımızı daha detay ve özan gerektirenler olarak seçmeye dikkat ettik.

ilk olarak hazine avında toplayacakları şekerleri koymak için sharpielerle kâğıt torbaları cadılar bayramına uygun bir şekilde süslediler.  sonra şönil çubuklar ve plastik örümcelerden yaratığımız yüzükleri değişik boncuklarla süslediler.  sonunca faaliyet en çılgın faaliyetimizdi…minik balkabaklarını simli uhular, ponponlar, oynayan gözler, raptiyeler, tüyler ve sharpieler kullanarak süsleyip şıklaştırdılar.

kızlar faaliyetler biter bitmez hızlıca yemek yediler ve partinin başından beri bekledikleri hazine avı için sitenin her bir yanına dağıldılar! asya, alara ve erim de hazine avında yardımcı olmak için eve geldiler- ilk etapta “benim çok işim var ilgilenemem” diyen alara bile bir baktım ki benim terliklerimi giymiş grupların birinin peşinde hızla çıkmış yola!

zombiler, balkabakları, cadılar ve hayaletler…dört grupta bağırış çağırış bir aşağıya bir yukarı koşturup durdular…her grup kendi kağıdında yazan ipuçlarını takip ederek hazine olarak bol bol şeker, komik bir biçimde oynayan gözlükler ve iğrenç görünen plastik cadı parmakları topladıktan sonra kızlar son durak olarak bizim evin terasında toplandılar.  nefes nefese bulduklarını gösterdiler ve şekerleri büyük bir keyifle tüketmeye başladılar 🙂

kostümlü, kostümsüz biz anneler de halloween’in tadını çıkarmaya devam ederken kızlara da güzel bir halloween filmi olan halloweentown’ı açtık ve hava iyice kararana kadar partimiz en güzel şekilde devam etti.  alegra da bende artık bu partiler olmadan cadılar bayramını hayal bile edemiyoruz…son misafirimiz evden çıkar çıkmaz birbirimize bakıp “acaba seneye de yapsak” diye konuşmaya başladık! seneye daha da sürpriz dolu, belki daha da korkunç bir şeyler bulabiliriz!

boVg0EGRSaW78WsqmP0vqQ